Onur Bilgin

Onur Bilgin
Bazen elinizdeki bir kum tanesi; Güneşi görmeye hasret, binlerce balığın hikayesini barındırır. instagram.com/mevan13_ ((Bir şiir kitabı çıkarmanın eşiğinde.♡))
Min bihistî tu nexweş e wêy lo Çi bikim bextê min tim reş e wey lo Dilê min herdem dikule wêy lo Carekî nebûye geş (Xêro Abbas)
Sayfa 32·Kitabı okudu
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Aşka Dair
Aşkın gözü kördür derler. Yanlış! Âşıkken hiçbir zaman olmadığı kadar gözüm açık oldu. Gereksiz hiçbir şeyi görmezsiniz âşıkken. Ve gereksizler ayıklanınca sadece hakikat kalır gözlerinizin önünde. Ancak bir aşık arayabilir hakikati ve hayatın anlamını. Zorla gözümüze sokulan yalanlar, riyakarlıklar, hırslar, mallar, mülkler, hevesler hakikati görmemize engeldir. Aşk bunların hepsini anlamsız hale getirir, o saatten sonra gördüğünüz tek şey aşktır ve işte o hakikattir. Sizin hakikatinizdir, sizin gerçeğinizdir. Ya şamın bütün anlamını o gerçeğin, yani aşkın etrafına inşa edersiniz. Merkezinde aşk olmayan bir hayatın anlamı da yoktur benim için.
Sayfa 26·Kitabı okudu
Edebiyat
Serap'ın Kürtçesi "leylan" dır. Adını "Leylan" koysalardı onu ilk gördüğüm anda kavuşamayacağımızı anlardım mutlaka. Ben Serap'ın leylan olduğunu iş işten geçtikten sonra anladım. Adı "Mürüvvet" olsaydı farklı olur muydu, bilmiyorum. Ya da "Vuslat"? Yine de ben Leylan'ı sevdim, serap olacağını bile bile.
Sayfa 21·Kitabı okudu
Edebiyat
"Mamoste, heke em deriyê axur bidin xelkê wê hemû pezê me birevin biçin." (Kızılay a deri bağışını öğrenciler;avlulu evlerinin ahırının 'kapısını' ozamanlar kapı avluda ahırın girişinde olurdu.(kürtçede : Deri demek) kızılaya vermenin mantıksız olduğunu anlatmak istemistir);)) Çoğu kürt insanının başına gelen olaylardandır;)
Sayfa 18·Kitabı okudu
Edebiyat
Maalesef
Öğretmenin söylediklerini anlayıp cevap verebilmek için çok çabalardık. Anlayamazdık ama; sınıfta Türkçe bilen tek kişi öğretmendi. Kürtçe Türkçe karışık ver diğimiz her saçma cevaptan sonra aşağılanırdık. Esmer kulaklarımızdan tutulur, siyah başımız kara tahtaya çarpılırdı. İçimizden sayardık her çarpmayı; yek, du, sê, çar... Sayı saymayı böyle böyle öğrendik. Birimiz tahtanın önünde dayak yerken geri kalanlarımız da onunla alay eder, gülerdik. Büyük bir sevinçle öğretmenden taraf olduğumuzu göstermek isterdik. Kimse zayıftan, aşağılanandan yana olmak istemezdi. Ama her halükarda sırayla o tahtanın önünde dikilip dayağımızı yerdik.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Edebiyat