Kötülüğü ile ünlü Uganda diktatörü 1979'da sürgüne gönderildiği zaman, Suudi Arabistan ona sığınma hakkı tanımış, yüz ile üçyüzbin arasında kişinin ölümünden sorumlu despot, Suud Hanedanı tarafından sağlanan arabalar ve hizmetçilerle lüks bir hayat sürmeye başlamıştı. Birleşik Devletler sessizce itiraz etmiş, ama Suudiler ile olan anlaşmaya zarar vermemek için çok da ısrarcı olmamıştı. Amin, son yıllarını balık tutarak ve sahilde yürüyerek geçirdi.
Suudi Kraliyet Sarayı, vatandaşlarına bir işçininki ile bağdaşmayan bir eğitim seviyesi ve hayat tarzı sağlamak üzere bir taahhütte bulunmuştu. Suudiler başkalarını yönetebilirlerdi, ama fabrika veya inşaat işçisi olmaya ne niyetleri, ne de hevesleri vardı.
1974 yılında, Suudi Arabistanlı bir diplomat bana ülkesinin başkenti Riyad'ın fotoğraflarını göstermişti. Bunların arasında, bir hükümet binasının dışındaki yığılı çöplerin arasında dolaşan bir keçi sürüsünün de resmi vardı. Bunlar hakkındaki soruma diplomattın verdiği cevap beni çok şaşırtmıştı. Bana onların şehrin ana çöp toplama sistemi olduklarını söylemişti.
"Kendine saygı duyan hiçbir Suudi çöp toplamaz," dedi. "O işi hayvanlara bırakırız."
Keçiler! Dünyanın en büyük petrol krallığının başkentinde. İnanılır gibi değildi.
Güçlü olanın hayatta kalması gerektiği prensibini de benimsemişlerdi; eğer mukavvadan yapılı salaş bir kulübe yerine ayrıcalıklı bir sınıfa doğmak şansına sahip olmuşlarsa, o zaman bu mirası çocuklarına devretmeyi de bir yükümlülük olarak görüyorlardı.