Kumtorbasow

Kumtorbasow

Kumtorbasow

, bir kitap okudu
Puan vermedi·517 syf.··
2025 3. kitabı
Jack London
8.9/10 · 134,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu kitapta bu kısmın insanlara bu denli kafa yordurmuş olduğunu düşünmüyorum. Ama hiç şüphesiz tartışılacak çok kuvvetli bir pasaj da sunmuş. Şahsen beni oldukça farklı bir açıdan düşündürdü. Jack London “kültür-kültürlenmek” gibi artık içi boşalmış bir tartışmayı basit bir seviyeden çok iyi tartışmış. Martin Eden bütün hatlarıyla beklediğimin çok dışında bir kitap.

Kumtorbasow

@MeyBey
·
Kültür bir mesele mi yoksa bir meslek mi?
Şerecesi'nin fazla okunmaması, bazen Martin'i çok şaşırtıyordu. Kütüphanedeki adam, "Herbert Spencer mı? Evet, uyuklayan bir beyin." dedi. Ama o büyük adamın içeriği hakkında fazla bilgisi varmış gibi görünmüyordu. Bir akşam sofrada Bay Butler da varken Martin lafa Spencer'ı getirdi. Bay Morse İngiliz filozofun agnostisizmini feci şekilde yerden yere vurdu; Prensipler'i okumadığını da itiraf etti; Bay Butler ise Spencer'a dayanamadığını, yazdığı tek bir satırı bile okumadığını ve hayatında o olmadan da gayet güzel bir şekilde yaşayıp gittiğini söyledi. Martin'in zihninde kuşkular uyandı; eğer bireyelliği biraz daha zayıf olsaydı genel görüşe uyup Herbert Spencer'ı bir yana bırakabilirdi. Ama dünyayı açıklamasını ikna edici bulmuş ve şöyle bir cümle kurmuştu kafasında: "Spencer'ı bırakmak, gemideki seyir görevlisinin pusulası ve kronometreyi denize atmasına benzer." Böylece Martin derinlemesine bir evrim çalışmasına girişerek konuyu giderek daha iyi öğrendi ve bin farklı yazarın destekleyici fikirlerinin de etkisiyle iyice ikna oldu. Çalıştıkça henüz keşfedilmemiş bilgi alanlarını görüyordu; günlerin sadece yirmi dört saat olması, artık onun müzmin bir şikâyet konusu haline gelmişti. Günlerin çok kısa olması nedeniyle sonunda matematik ve geometriden vazgeçti. Trigonometriye hiç girişmemişti zaten. Sonra çalışma listesinden kimyayı da silerek sadece fiziği bıraktı. Bu yaptığını Ruth'a savunurken de, "Ben uzman değilim," diyordu. "Olmaya da çalışmıyorum. Bir insanın ömrünün uzmanlaşmaya yetmeyeceği kadar çok konu var. Benim genel bilgiyi edinmem lazım. Uzmanların görüşüne ihtiyaç duyduğum zaman onların kitaplarına bakarım." Ruth ise, "Ama bu o bilgiyi sizin bilmenize benzemez," diye itiraz ediyordu. "Evet ama bilgiye sahip olmama gerek yok ki. Uzmanların
Sayfa 129·Kitabı okudu
Kültür bir mesele mi yoksa bir meslek mi?
Şerecesi'nin fazla okunmaması, bazen Martin'i çok şaşırtıyordu. Kütüphanedeki adam, "Herbert Spencer mı? Evet, uyuklayan bir beyin." dedi. Ama o büyük adamın içeriği hakkında fazla bilgisi varmış gibi görünmüyordu. Bir akşam sofrada Bay Butler da varken Martin lafa Spencer'ı getirdi. Bay Morse İngiliz filozofun agnostisizmini feci şekilde yerden yere vurdu; Prensipler'i okumadığını da itiraf etti; Bay Butler ise Spencer'a dayanamadığını, yazdığı tek bir satırı bile okumadığını ve hayatında o olmadan da gayet güzel bir şekilde yaşayıp gittiğini söyledi. Martin'in zihninde kuşkular uyandı; eğer bireyelliği biraz daha zayıf olsaydı genel görüşe uyup Herbert Spencer'ı bir yana bırakabilirdi. Ama dünyayı açıklamasını ikna edici bulmuş ve şöyle bir cümle kurmuştu kafasında: "Spencer'ı bırakmak, gemideki seyir görevlisinin pusulası ve kronometreyi denize atmasına benzer." Böylece Martin derinlemesine bir evrim çalışmasına girişerek konuyu giderek daha iyi öğrendi ve bin farklı yazarın destekleyici fikirlerinin de etkisiyle iyice ikna oldu. Çalıştıkça henüz keşfedilmemiş bilgi alanlarını görüyordu; günlerin sadece yirmi dört saat olması, artık onun müzmin bir şikâyet konusu haline gelmişti. Günlerin çok kısa olması nedeniyle sonunda matematik ve geometriden vazgeçti. Trigonometriye hiç girişmemişti zaten. Sonra çalışma listesinden kimyayı da silerek sadece fiziği bıraktı. Bu yaptığını Ruth'a savunurken de, "Ben uzman değilim," diyordu. "Olmaya da çalışmıyorum. Bir insanın ömrünün uzmanlaşmaya yetmeyeceği kadar çok konu var. Benim genel bilgiyi edinmem lazım. Uzmanların görüşüne ihtiyaç duyduğum zaman onların kitaplarına bakarım." Ruth ise, "Ama bu o bilgiyi sizin bilmenize benzemez," diye itiraz ediyordu. "Evet ama bilgiye sahip olmama gerek yok ki. Uzmanların
Sayfa 129·Kitabı okudu
Böylece Profesör Caldwell’e giden kelimelerden oluşan konuşmasını, yani akıllı ve kültürlü bir adamın sözlerini dinlerken, Martin aslında kendi geçmişini okuyordu. Dar kenarlı Stetson şapkalı, kare kesimli kruvaze paltolu, kasıla kasıla yürüyen bir bıçkın ve polisin müsamaha gösterdiği ölçüde kabadayı olma idealini yaşattığı günlerde gördü kendini. Ne bu kıyafetlere olmayan bir kimlik yaratmış ne de kendinde olanın üstünü örtmüştü. Hayatının bir döneminde gerçekten de kabadayıydı, polisi rahatsız eden ve dürüst, emekçi halkı korkutan bir çetenin reisiydi. Ama sonra idealleri değişmişti. Etrafındaki iyi terbiye görmüş, güzel giyimli kibar kişilere bakıp ciğerlerine kültür ve zarafet havası çektiği o anda, dar kenarlı şapkasının altındaki ve kruvaze paltosunun içindeki ilk gençliğinin hayaleti, kasıla kasıla yürüyerek odanın karşı tarafından geldi. Martin bu sokak kabadayısının kendisinin içine girdiğini ve bir üniversite profesörüyle karşılıklı oturup sohbet ettiğini gördü. bulunduğu her yere uyum sağlamış, işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle, hakları için savaşma ve karşısındakinde saygı uyandırma isteği ve yeteneği sayesinde her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu. Ama hiçbir yere kök salamamıştı. Etraftakileri memnun etmekte usta uyum sağlamış ama kendisi tatmin olamamıştı. Her zaman bir huzursuzluk hissi altında olmuş, daha ötelerden gelen bir çağrıyı duymuş, kitapları, sanatı ve aşkı bulduğu ana kadar hep dolaşmış ve aramıştı. Sonunda buradaydı işte, şimdiye kadar maceralarına yoldaş olanların içinde kendini Morse’ların evine girmeye münasip görecek noktaya getirebilen tek kişi olarak, etrafındakilerin arasındaydı.
Sayfa 274·Kitabı okudu