Böylece Profesör Caldwell’e giden kelimelerden oluşan konuşmasını, yani akıllı ve kültürlü bir adamın sözlerini dinlerken, Martin aslında kendi geçmişini okuyordu.
Dar kenarlı Stetson şapkalı, kare kesimli kruvaze paltolu, kasıla kasıla yürüyen bir bıçkın ve polisin müsamaha gösterdiği ölçüde kabadayı olma idealini yaşattığı günlerde gördü kendini.
Ne bu kıyafetlere olmayan bir kimlik yaratmış ne de kendinde olanın üstünü örtmüştü.
Hayatının bir döneminde gerçekten de kabadayıydı, polisi rahatsız eden ve dürüst, emekçi halkı korkutan bir çetenin reisiydi. Ama sonra idealleri değişmişti.
Etrafındaki iyi terbiye görmüş, güzel giyimli kibar kişilere bakıp ciğerlerine kültür ve zarafet havası çektiği o anda, dar kenarlı şapkasının altındaki ve kruvaze paltosunun içindeki ilk gençliğinin hayaleti, kasıla kasıla yürüyerek odanın karşı tarafından geldi.
Martin bu sokak kabadayısının kendisinin içine girdiğini ve bir üniversite profesörüyle karşılıklı oturup sohbet ettiğini gördü.
bulunduğu her yere uyum sağlamış, işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle, hakları için savaşma ve karşısındakinde saygı uyandırma isteği ve yeteneği sayesinde her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu. Ama hiçbir yere kök salamamıştı.
Etraftakileri memnun etmekte usta uyum sağlamış ama kendisi tatmin olamamıştı. Her zaman bir huzursuzluk hissi altında olmuş, daha ötelerden gelen bir çağrıyı duymuş, kitapları, sanatı ve aşkı bulduğu ana kadar hep dolaşmış ve aramıştı.
Sonunda buradaydı işte, şimdiye kadar maceralarına yoldaş olanların içinde kendini Morse’ların evine girmeye münasip görecek noktaya getirebilen tek kişi olarak, etrafındakilerin arasındaydı.