Bu dokuma işyerinde birkaç yüz el. Şu kadar beygir buhar gücü. Şu kadar güç verilince makine ne iş yapar hesaplanabiliyor. Ne var ki iyilik ve kötülüğü, sevgi ve nefreti, mutsuzluk ya da yurtseverliği, iyiliklerin kötülüklere dönüşme oranını ya da tam tersini bu yinelenen hareket- ler ve ifadesiz yüzlerden çıkarıp hesaplamak olası değil.
Dickens'ın bu kitabında kendisine olan hayranlığım arttı.Bu kitaptan önce antikacı dükkanını okumuştum. Bu kitapta tek bir kişi var. Scrooge isimli yaşlı bir tüccarın noel bayramını küçümsemesi, kutlamamak istememesi üzerine başlıyor hikaye... Scrooge'un 7 yıl önce ortağı Marley ölüyor. Noel bayramının bir gün öncesinde scrooge evine gittiğinde Marleyİn hayaleti ile karşılaşıyor. Bu bölümlerde scrooge'un hallerine bayağı bir güldüm. Marley, yaşarken yaptığı hatalardan dolayı öldükten sonra huzur bulamadığını, dünyada biriktirdiği herşeyin kendisine şimdi işkence ettiğini anlatarak scrooge'un aynı hatalara düşmemesini istiyor. Ama Marley giderken bir daha gelmeyeceğini, üç gece aynı saatte farklı ruhlar tarafından ziyaret edileceğini söyleyerek ayrılıyor. Marleyİn dediği gibi ruhlar Scrooge uyuyup uyanınca hemen geliyor sırasıyla... Birinci ruh geçmiş noel günlerinin ruhu oluyor. Bu bölümde peterpan masalı geldi aklıma. Çocukların üstüne peri tozu serpip bilinmeyen ülkeye götürüyordu. Buradada scrooge bizim geçmişten gelen ruhun eteklerine yapışıyor ve uçarak scrooge'un çocukluğuna, gençliğine yani kısacası geçmişine gidip eski noel günlerini film şeridi gibi tekrar izliyor. Bir insanın geçmişteki yaşadıkları ile yüzleşmesi nasıl bir etki yaratır insanda varın orasını da siz düşünün... Ama scrooge'un bu geçmişe yolculuğu hatalarını görmesini sağlıyor. Pişmanlık duyuyor derken uykuya dalıyor ve hoop ikinci hayalet çıkıyor ortaya... Bu ikinci hayalet ise şimdiki içinde bulunduğu noel bayramının ruhu oluyor. Scrooge bu hayaletle birlikte çalışanı olan Bob'un evine, yeğeni olan peter'in evine gidiyor. Ve insanların onun hakkındaki düşündüklerinin hepsini duyuyor. Kahramanımızın namı pek iyi olmadığı için insanlarda onu sevmediklerini, olumsuzluklarını ortaya döküyorlar.
Üzüntü ve hastalığın bulaşıcı olması adil ve yerinde, hatta yansız bir hak paylaşımı oluşturur, ama dünyada, kahkaha ve keyif kadar karşı konulamaz derecede bulaşıcı etki yapan hiçbir şey yoktur.
"Be adam," dedi Ruh. "Göğsünde hâlâ taş değil de bir insan yüreği varsa lanet konuşmalarını bir yana bırak da, git, kim fazlaymış onu öğren. Neredeymiş, bul. Kimin yaşayıp kimin öleceğine sen mi karar vereceksin? Belki Tanrı'nın gözünde bu zavallı adamın çocuğundan ve onun gibi milyonlarcasından daha değersizsin ve yaşamayı çok daha az hak ediyorsun. Tanrım! Böcek yaprağa tırmanmış, topraktaki aç kardeşlerinden fazlalık diye söz ediyor."