Böylece bu uçurumların ve tepelerin tam ortasına düşmüş, yasamaktan çok yönü belli olmayan günlere ve kuru anılara kendilerini bırakmışlardı, acılarının toprağında kök salmayı kabul etmeden gücünü toplayamayacak başıboş gölgeler gibi sürüklenip gidiyorlardı.
Evet, sürekli olarak içimizde taşıdığımız o boşluk o belirgin heyecan, mantıksızca geriye dönme ya da zamanın akışını hızlandırma isteği, belleğin o alev alev okları; işte buydu sürgün duygusu.
Bir savaş patladığında insanlar, "Uzun sürmez nasılsa, çok aptalca!" derler. Kuşkusuz savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep ısrar eder, insan hep kendisini düşünmese bunun farkına varabilirdi.
…bir başka deyişle hümanisttiler; felaketlere inanmıyorlardı. Felaket insana ilişemez, onun için felaket gerçekdışıdır, geçip gidecek kötü bir rüyadır, denir. Ancak her zaman geçip gitmez, bir kâbustan ötekine insanlar geçip gider; ilk sırada da, önlem almadığından, hümanistler gider.