2-)Kabe'nin yanına varan Abdülmuttalib'in etrafını şehir halkı sarmışh. Elin-
deki on oku, Allah' a verdiği sözünden caymış sayılmaması için, tereddütsüz,
ok çekme memuruna uzatb. On okun üzerinde on ciğerparesinin ismi vardı.
Hangi ok çıkarsa çıksın, ciğerinden bir parça kopacakh.
Memur, oklardan birini çekti. Üzerindeki ismi titrek bir sesle okudu: "Ab-
dullah!"
Şefkatli baba, duyduğuna inanmak istemedi; oku memurun elinden çekip
aldı, dikkatlice bakh ve okudu: "Abdullah ... "
Göz pınarları bir anda yaşlarla doldu. Boğazında hıçkırıklar düğümlendi.
Şefkati ve hisleri öylesine kabardı ve coştu ki bir an "Olamaz!" diyerek haykı-
racak gibi oldu. Son anda Allah' a verdiği sözü hahrlayarak, çelik gibi irade-
siyle şefkat ve hislerine gem vurdu. Yıkılııuş bir halde, yüzünü Kabe' den evine
doğru çevirdi ve ümitsiz ümitsiz yürüdü.
Evinde herkes onu bekliyordu. Hiçbirinin kur'a sonucundan haberi yoktu.
Eve giren Abdülmuttalib'in gözleri bir anda, pırıl pırıl parlayan oğlu Abdul-
lah'ın yüzüne dikildi. Şefkat ve merhametinin tekrar kabarıp his dünyasının
içine girdiğini göriince, yüzünü başka tarafa çevirdi. Teslimiyet içinde bakan
oğullarım daha fazla merakta bırakmak istemedi ve şöyle konuştu:
"Abdullah! Allah, kendisine kurban edilmek üzere seni seçti. Bu şerefi kar-
deşlerin arasında sana ihsan etti!"
Abdülmuttalib ailesini ve evini alev alev yakan bu haber, bir anda Mekke sokaklarını da hüzün ve kedere boğdu. Herkes birbirine soruyordu: "Abdullah
rru, o güzel, o tatlı çocuk mu kurban edilecek?"
Abdülmuttalib, yanan yüreğine, kasırgalaşan hislerine, okyanus dalgalarını
andıran şefkat ve merhamet duygularına aldırmadan, biricik oğlu Abdullah' ın
bileğini kavradı ve onu doğruca İsaf ve Nfille putlarının yanına götürdü. Nur
yüzlü Abdullah'ta sanki Hz. İsmail'in teslimiyeti