Biz, dünya hayatında da âhirette de sizin dostunuzuz. Orada, çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Allah'tan bir ikram olarak sizin için canınızın çektiği her şey bulunacak, yine orada umduğunuz her şeyi elde edeceksiniz.”
(Fussilet/31-32)
“İman edenleri ve onların nesillerinden makbul bir iman ile kendilerinin izlerini tâkip edenleri cennette birbirlerine kavuşturacak, bu kavuşturma sebebiyle kimsenin sevabından da bir şeyi eksiltmeyeceğiz. Her kişi, kendi kazandığına karşılık bir rehindir!” (Tur/21)
"Gözleri çakmak çakmaktı Yunus Peygamber'in. Kaşları çatıktı. Bakışlarında öfke kırgınlık hüzün ve kavminin iman edeceğine dair umutsuzluk vardı. Herkesin uykuda olduğu sabahın bu soğuk saatlerinde avuçlarıyla kavradığı ceviz ağacından yapılmış geyik başlı cilası sarı parıltılar saçan uzun bastonunu sertçe donmuş toprağa vurarak keçi yolundan yukarılara tırmanıyordu. İç dünyasına gömülmüştü. Hiçbir şeyi göremiyordu..."
Ebelik vazifesinde bulunan Şifa Hatun, o andaki müşahedesini şöyle anlattır
"Allah'ın Resulü doğdukları zaman ben oradaydım. Hemen yetiştim Kulağıma bir ses geldi: 'Allah' ın rahmeti onun üzerine olsun.' Maşrık ile mağnbarası nurla doldu. Hatta Rum diyarının bazı saraylarını gördüm! Sonra, Allah
Resulünükucağıma alıp emzirmeye başladım. Üzerime öyle bir hal geldi ki
vücudum titremeye başladı ve gözlerim karardı. Yavrucağı gözden kaybettim.
Bir ses, 'Nereye gitti?' diye sordu. 'Doğııya götürdüler' diye cevap verildi.
"Bu sözler hiç zihnimden çıkmadı. O zamana kadar ki Allah Resulü peygamberliğini ilan eder etmez, hemen koştum ve ilk Müslümanlarla beraber
iman dairesine girdim.