Gülşen Funda’nın kalemiyle ilk kez tanışıyorum. Kendisini biraz araştırdığımda Ketebe Yayınları etiketiyle iki öykü kitabının yayınlandığını görüyorum. "Yol deriz ona" sanırım kapağıyla ve karşıma çıkan yorumlarıyla beni içine çeken bir kitap oldu.
Toplam yedi öyküden oluşan kitap “Öteki” öyküsüyle başlıyor. Gülşen Funda, "Yol deriz ona" kitabında benzersiz bir üslup, eşsiz metaforlar ve imgelerle okurunu karşılıyor. Dili yontup kullanma şekli de kendine özgü kesinlikle. Yol Deriz Ona, birbirinden eşsiz hikâyeler barındırıyor. Önce anlamakta zorlanıyor ve belki ben nereye düştüm diyorsunuz fakat bir sonraki hikâyeyle kitaba tamamen bağlanıyorsunuz.
Kitabın içinde pek çok karakter ve öykü barınıyor. Elif Kadın, Abray, Avaz, Bozhidar, Talay ve Akkara’nın öyküleri beni derinden etkileyen öyküler arasına girdi. Tecavüze uğrayan bir kadın, lanetlenen bir köy, sahipsiz bir bebek, baba-oğul ilişkisi, iki kardeşin acı hikâyesi, eşik, mağaraya kaçış ve daha nicesi. Öteki, dedim ya. Bir köyde yaşayan Elif Kadın’ın yalnızlığı ve sonra öfkesine şahit oluyoruz. Tecavüze uğramış köy halkınca dışlanan, yüzüne bakılmayan, sesi duyulmayan bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Ardından Elif Kadın’ın öfkesi bir bedduaya evrilirken ağzından çıkanlara şahit oluyoruz: “Bu köy böylece yok olup gitsin.” Elif Kadın’ın yıkıcı öfkesi ve bedduasının sonraki hikâyeye de sıçradığına tanık oluyoruz aslında. Öfke’yle sevgi arasında ve diğer değerler arasında bir çatışma hali görülüyor sıklıkla. İyi ve kötüyü ayırt etmeye çalışıyoruz. Sesimiz çıktığı kadarıyla tabi…
Gülşen Funda bu kitapta bir sesin peşine düşmek ve onu aramayı bize sunuyor. Kaybolanın bile sesi olmak. Sesi olmayanların sesi olan karakterlerle bir yolculuk var burada. Yarattığı karakterler ve hikâyelerle bizi geçmişe götürüyor