Mihriban

Güneş Batarken
Puan vermedi·128 syf.·
2024 1. kitabı
Shūji Tsushima. Bilinen adıyla Osamu Dazai. “Yaz çiçeklerini sevenler, yazın ölür derler.” Bu eser başlı başına Osamu Dazai’nin insanlığa son bir vedası gibi geliyor bana. Yaz mevsiminde doğmuş ve yine yaz mevsiminde hayatını sonlandırmış birisi Osamu Dazai. Bu detayı hatırlamak söylediği söze yüklenen anlamı değiştiriyor haliyle. Tekrar ve tekrar okuyor insan. “Kötüler uzun yaşar. Güzel insanlar erken ölür.” Bugün eserleri büyük ses getiren Japon yazarlara baktığımızda çoğunun intiharla sonlandırdığı bir yaşam öyküsüne sahip olduklarını görürüz. Hatta buruk bir gülümseme de konar insanın dudaklarına. Şüphesiz Dazai’de bunlardan biri. Onun kalemini okurken insan tüm yaşamını ve toplumdaki konumunu baştan sona sorgular. Osamu Dazai’yi var eden şeylerden ilki budur sanırım. Japonya’daki savaş bitse dahi karakterlerinin içindeki savaş bitmemiştir. En sevdiği yazar olan Ryunosuke Akutagawa aniden intihar ettiğinde büyük bir kedere sürükleniyor kendisi. 1929’da, üniversite okurken, ilk kez intihar etmeye çalışıyor. Bu süre zarfında başarısız olsa da, bu sadece bir dizi daha fazla intihar girişimine yol açıyor ileride. Bazı kararları neticesinde ailesiyle de arası açılıyor. İkinci intihar girişimi, Dazai’nin tekrar ayağa kalkmasına yardımcı olmak için ailesini bir araya getirmek durumunda kalıyor. Tekrar ayağa kalktığında, 1933’te Ressha’yı yayınlamak için kullandığı isim olan “Osamu Dazai” takma adını da alıyor böylece. 1935 yılında hayata veda niteliğindeki eseri “Son Yıllar”ı yazıp üçüncü intiharına kalkışıyor fakat başaramıyor. Geçirdiği ameliyat sonrası morfin bağımlısı oluyor, bir yıl boyunca bağımlılıkla mücadele etmesinin ardından akıl hastanesine kapatılarak bir ay tedavi görüyor. 1947’de yayınlanan, “Güneş Batarken” isimli eseri ona bir hayli ün
Edebiyat & Roman
Güneş BatarkenOsamu Dazai · Sel Yayıncılık · 20234,544 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yol Deriz Ona
Puan vermedi·112 syf.·
2023 3. kitabı
Gülşen Funda’nın kalemiyle ilk kez tanışıyorum. Kendisini biraz araştırdığımda Ketebe Yayınları etiketiyle iki öykü kitabının yayınlandığını görüyorum. "Yol deriz ona" sanırım kapağıyla ve karşıma çıkan yorumlarıyla beni içine çeken bir kitap oldu. Toplam yedi öyküden oluşan kitap “Öteki” öyküsüyle başlıyor. Gülşen Funda, "Yol deriz ona" kitabında benzersiz bir üslup, eşsiz metaforlar ve imgelerle okurunu karşılıyor. Dili yontup kullanma şekli de kendine özgü kesinlikle. Yol Deriz Ona, birbirinden eşsiz hikâyeler barındırıyor. Önce anlamakta zorlanıyor ve belki ben nereye düştüm diyorsunuz fakat bir sonraki hikâyeyle kitaba tamamen bağlanıyorsunuz. Kitabın içinde pek çok karakter ve öykü barınıyor. Elif Kadın, Abray, Avaz, Bozhidar, Talay ve Akkara’nın öyküleri beni derinden etkileyen öyküler arasına girdi. Tecavüze uğrayan bir kadın, lanetlenen bir köy, sahipsiz bir bebek, baba-oğul ilişkisi, iki kardeşin acı hikâyesi, eşik, mağaraya kaçış ve daha nicesi. Öteki, dedim ya. Bir köyde yaşayan Elif Kadın’ın yalnızlığı ve sonra öfkesine şahit oluyoruz. Tecavüze uğramış köy halkınca dışlanan, yüzüne bakılmayan, sesi duyulmayan bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Ardından Elif Kadın’ın öfkesi bir bedduaya evrilirken ağzından çıkanlara şahit oluyoruz: “Bu köy böylece yok olup gitsin.” Elif Kadın’ın yıkıcı öfkesi ve bedduasının sonraki hikâyeye de sıçradığına tanık oluyoruz aslında. Öfke’yle sevgi arasında ve diğer değerler arasında bir çatışma hali görülüyor sıklıkla. İyi ve kötüyü ayırt etmeye çalışıyoruz. Sesimiz çıktığı kadarıyla tabi… Gülşen Funda bu kitapta bir sesin peşine düşmek ve onu aramayı bize sunuyor. Kaybolanın bile sesi olmak. Sesi olmayanların sesi olan karakterlerle bir yolculuk var burada. Yarattığı karakterler ve hikâyelerle bizi geçmişe götürüyor
Edebiyat & Roman
Yol Deriz OnaGülşen Funda · Ketebe Yayınları · 202343 okunma
Mahir'i Sakın Uyandırmayın
Puan vermedi·184 syf.·
2021 2. kitabı
‘‘Boşuna heveslenememekte fayda var, insanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu böyledir. Herkesin derdi kendine, dünyanın ki de hepimize.’’ İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olmasının ardından medya kuruluşlarında görev almaya başlayan Serkan Üstüner, çalışma hayatının ona getirdiği kimliğinden öte okurları tarafından daha çok yazar kimliğiyle tanınmakta. Geçtiğimiz yıllarda kendisinin konuk olduğu bir radyo programını dinlerken ‘‘yazdıklarımla anılmayı daha çok isterim’’ dediğini anımsıyorum. Yazı yazmanın kendi nazarındaki karşılığını ise ‘‘Bir hayali gerçekleştirmenin dinmeyen mutluluğu’’ olarak tanımlıyor. Edebiyat dünyasına katkılarıyla bu cümlelerini kanıtladığı aşikâr. Serkan Üstüner’in kaleminin dikkat çeken bir yönü öncelikle eserlerine verdiği isimlerin alışılageldik isimler dışında olması ve onun kalemini özgün kılan diğer bir husus ise şüphesiz karakterlerinin yaşadığımız hayatın içinde bir yerlerde varlığını sürdürüyor olmasıdır. İlk romanı Mahir’i Sakın Uyandırmayın diğer iki öykü kitabından başka bir noktada sıyrılarak hayatı başka bir perdede önümüze seriyor. Yazar, her zamanki çizgisinden taşmayarak yine karakterlerin ağzından çocukluğumuza dair izler bırakıyor, annemizin ördüğü kazağı, nasihatleri ve büyüyüp değişmelerimizi basit bir dille okura hatırlatıyor fakat asıl hikâyeden kesinlikle uzaklaşmıyor. ‘‘Ne zaman üşüsem aklıma hep çocukluğum gelir Kâmil Abi biliyor musun? Çocukluğumuzda bizi sahura kaldırırlardı, titreşirdik; soğuk sofada titreşe titreşe yemek yerdik. Ağzımızda lokmalar büyürdü; masaya serili yapışkan muşambanın buz gibi teması âdeta ellerimizi yakardı. Şimdi dönüp bakıyorum da her şey kısa bir rüya gibi. Tüm rüyalar kadar…’’ Mahir’i
Edebiyat & Roman
Mahir’i Sakın UyandırmayınSerkan Üstüner · Muhit Kitap Yayinlari · 202129 okunma
Üç Köşeli Dünya
Puan vermedi·168 syf.·
2023 2. kitabı
Natsume Soseki’nin ‘Ardından’ eserini büyük beğeniyle okuduktan sonra Üç Köşeli Dünya’ya başlama kararı aldım. Orijinal ismi Kusamakura olan eser, Japonca aslından Türkçe’ye ‘Üç Köşeli Dünya’ olarak çevriliyor. Bilindiği üzere Soseki, tam anlamıyla değişim atmosferinin içine doğmuş, Mişima ve Kenzaburo Oe gibi isimleri etkilemiş önemli bir isimdir. Pek çok eserinde batılılaşan ve sözde modernleşen Japonya’ya karşı hoşnutsuzluğunu ve ıstırabını dile getirir. Bunu eserlerine çoğunlukla başarılı bir şekilde yansıtır. Soseki, Kusamakura'yı 1906'da, Japonya'nın Batılılaşması hızla ilerlerken ve Japonya'nın kendine has kültürü hızla yok olurken kaleme alıyor. Dolayısıyla bu eser ile 'haiku' tarzı bir roman ortaya çıkarmak amacıyla yola çıkıyor. Bunda tam olarak başarılı olamadığı ve bir daha asla bu tarzda yazmadığı tartışılabilir olsa da, yine de lirik açıdan ilgi çekici ve natüralist bir eser ortaya çıkarmış diyebiliriz. Açıkçası, Soseki’nin bu eserinin önceki ve sonraki çalışmaları arasında bir köprü görevi gördüğünü düşünüyorum. Sık sık ve uzun uzadıya, güzelliğin, sanatçının, estetiğin rolü, nesnel ve öznel deneyimin doğası ve kişinin anlamlı bir yaşam sürmesine nasıl yardımcı olduğu üzerine felsefi düşüncelere dalıyor. Ana karakterimiz, Japonya kırsalında bir yolculuğa çıkmak için hızla kentleşen Tokyo'dan kaçan ve ilhamını bulmak için dağa tırmanan isimsiz bir sanatçı ve şairdir. Gördüğü her şeye soğukkanlılıkla bakmayı, dünyayı olduğu gibi gözlemlemeyi kendine görev edinmiştir. Bu yolculukta zaman zaman önüne çıkan eşsiz manzaraya şiirler yazsa da asıl teselliyi vardığı geleneksel bir köyde buluyor. Bu yolculukta Japonca'da güzellik manasına gelen Nami adında bir kadınla karşılaşıyor. Sanatçımızın giderek daha fazla ilgisini çeken bu kadınla arasında gelişen
Edebiyat & Roman
Üç Köşeli DünyaNatsume Soseki · İthaki Yayınları · 20221,937 okunma
Sular Üstünde Gökler Altında
Puan vermedi·352 syf.·
2023 1. kitabı
“Sular üstünde gökler altında sürükleniyoruz. Hem cennetle hem de cehennemle ruberuyuz.” Bir keşif yolculuğu olarak sizleri uzun bir yolculuğa, maceraya ve daha fazlasına sürükleyen romanımız 15. yüzyılda geçiyor. Romanın dili okuru yormayan türden akıcı, sürükleyici ve büyüleyici diyebiliriz. Okurken adeta karakterlerle birlikte denizin ortasındaymış hissini yaşayacağınız ve uçsuz bucaksız bir yerdeymiş gibi kara görmeyi dilediğiniz türden bir eser. En önemlisi ise yazılanlar film sahnesi gibi zihninize yuvarlanıyor. Her şey tastamam diyorsunuz. Romanın ana teması 3 Ağustos 1492 yılında gerçekleşmesi beklenen Kristof Kolomb önderliğinde başlayacak olan bir keşif yolculuğu. Bu yolculukta ise Kolomb’a eşlik edecek olan her daim hayallere ve umuda tutunan baş karakterimiz Kalender kendini gösteriyor. 1492 yılının Mart ayında İstanbul’da başlıyor hikâyemiz. Denizcilik nezdinde büyük bir kaptan olan ve kendisine her anlamda hürmet edilen İsa Efendi’yi tanımakla başlıyoruz. Dönemin şartlarına uyum sağlayamadığından kulübesinde emeklilik hayatı sürdüren bir karakter olarak karşımıza çıkıyor İsa Efendi. Babasının denizcilik tecrübeleriyle kendisinden ilmi, okumayı, coğrafyayı, matematiği, haritayı, dili, tarihi ve dahi birçok şeyi öğrenen İsa Efendi’nin oğlu Kalender ile tanışıyoruz ardından. Kalender’in babasından öğrendiklerinin yanında tek eksiğinin denizlere açılıp bildiklerini kanlı canlı tecrübe edinememesi olduğunu anlıyoruz. Velhasıl, İsa efendi eski bir denizci olarak içindeki korkularla savaşırken oğlunun hayalinin önüne geçemiyor. Kalender’i uzun sürmeyecek ilk seferine gönderiyor. Kalender’in Kırım’dan Karadeniz’e doğru çıktığı ilk seferinde gördükleri bir nevi babasını da haklı çıkarıyor diyoruz. Talan edilen köyler, paralar, öldürülen insanlar ve esir
Edebiyat & Roman
Sular Üstünde Gökler AltındaKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20233,216 okunma