Geleneksel ve popüler dini uygulamalar, kısmen Orta Asya’da ortaya çıkmış Sufi geleneklerine dayanıyordu. Bu uygulamalar aynı zamanda İslam öncesi Türk ve İran unsurlarını içeriyordu.
Resmî İslam’ın temsilcileri bu ayinleri pagan âdeti olarak görüyordu çünkü kurban yalnızca Tanrı’ya kesilebilir, dualar doğrudan Allah’a edilebilirdi. Pek çok dini uzman sadece Tanrı’ya ibadet ettiklerini ve insanlara aracı olan ruhların Allah tarafından seçildiğini söyleyerek kendilerini savunuyordu.
Papua Yeni Gine'de ve Yanomamiler arasında kadınların yaşamını zorlaştıran durumlardan biri, bu toplumlarda patrilokal yerleşim biçiminin uygulanmasıdır. Yani, kadınlar evlendiğinde anne, baba ve erkek kardeşlerinin yaşadığı köyü veya mahalleyi terk eder ve kocalarının baba tarafından olan akrabalarının yanına taşınırlar. Bu durum, kadınları, kötü muamele gördükleri takdirde ona destek olabilecek yakın akrabalarından uzaklaştırır. Patrilokal köy toplumlarındaki kadınlar, genellikle farklı köylerden geldikleri ve birbirlerine ve kocalarının akrabalarına nispeten yabancı oldukları için bilhassa dezavantajlıdır. Oysa tüm erkekler bebeklikten beri birlikte yaşamışlardır ve birbirlerini çok iyi tanırlar
Diğer bir deyişle, kabile ve köy halkları arasındaki savaşlar, nüfus baskısının yarattığı korku ve hayal kırıklıklarının basit bir dışa vurumu değildir. Savaş, insan yoğunluğunu kaynaklara göre azaltarak ve üreme oranlarını yavaşlatarak, bölgede nüfus baskısını zayıflatır veya tersine çevirir. Ve işte tam da bu sistematik ekolojik ve demografik üstünlükler yüzündendir ki, genetik bir zorunluluk nedeniyle değil, kabile ve köy topluluklarının evrimi süresince savaş, kabile ve köy topluluklarının evrimsel sürecinde sürekli olarak yeniden ortaya çıkan bir olgu olmuştur.