Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar, bizde o kuvvetin de mahvolduğu vakitlerdir ki, onun yerini alan dokunaklı bir sessizlik en şiddetli acıya dökülen gözyaşlarından daha yürek sızlatıcıdır.
Yatağına girdiği zaman yirmi üç senelik hayatı boyunca ilk defa olarak sevda yolunda, o azim ve metaneti ve belki de merhametsizliği gösteren gözlerinden kendini zapt edemez bir halde yaşlar dökülmeye başladı...
Bir kalp, sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır? Bence en hakiki ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük aselet, temiz kalpten büyük bir servet mi olur?