Dostoyevski, insanın içini ters yüz eden bir yazar Ezilenler ise o ters yüz oluşun sessiz çığlığı gibi. Sayfaları çevirdikçe fark ediyorsun ki mesele sadece yoksulluk ya da aşk değil insanın kendi içinde paramparça oluşu.
İvan, bana sadece bir anlatıcı gibi değil, kendi iç sesim gibi geldi. O kadar gerçek, o kadar kırılgan... Her şeyi anlamaya çalışıyor ama hiçbir şeyi değiştiremiyor. Belki de en büyük ezilmişlik, elinden geleni yapamamak değil; yüreğinde kocaman bir sevgi taşıyıp, onunla kimseye dokunamamak.
Dostoyevski’nin kalemi seni tokatlamıyor aslında, yavaşça içini oyuyor. Acıyı anlatırken bile estetik bir dinginlik var; ne dramatikleşiyor, ne de teselli ediyor. Yalnızca gösteriyor insanın ne kadar karmaşık, ne kadar yaralı bir varlık olduğunu.
Roman bittiğinde bir sessizlik kalıyor geriye. Ama o sessizlik huzurlu değil, düşünmeye zorlayan bir sessizlik.