"Durmaksızın yürüyordu. Nasıl olursa olsun açılmak, kendine gelmek, kendini toparlamak için karşı konulmaz bir istek duyuyordu içinde. Ama ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Geçen her dakikayla birlikte, yeni, belirlenemez bir duygu sarıyordu bütün benliğini: Bu, çevresindeki her şeye, karşılaştığı herkese karşı duyduğu sonsuz bir tiksinmeydi; kinle dolu, bitmez tükenmez, neredeyse fiziksel bir tiksinme… Yolda rastladığı herkes tiksinti veriyordu ona; herkesin yüzü, yürüyüşü, hareketleri tiksinç geliyordu. Birisi kendisiyle konuşmaya kalksa, herhalde doğruca yüzüne tükürür ya da belki de ısırırdı…"
Kavga aradığı görülmemişti; ama en önemsiz aykırılıkları ve aykırı
bulduğu davranışları kavga sebebi sanıyor, sayıyordu. Gurur her şeyi idi;
gururu için yaşıyordu.
Ve, bu gurur, kişiliğini ıspatlama, kabul ettirme hırsını pek andırıyordu;
ama belki de, düpedüz, bir kişilik arayışı idi: