"Ama sende senin yaşamını oluşturan o biliyor bunu. İçimizde her şeyi bilen, her şeyi isteyen, her şeyi bizim kendimizden daha iyi yapan birinin bulunduğunu bilmek ne iyi!"
O günleri düşündükçe duygulanıyorum ister istemez. Çöküp gitmiş bir yaşam döneminin yıkıntılarından, alabildiğine içten bir çabayla kendime yine "aydınlık bir dünya" kurmaya uğraşıyordum; karanlık ve kötü güçleri yine içimden söküp atmak ve düpedüz aydınlıkta yaşamak, tanrılar önünde dize gelmek gibi tek bir istek vardı ruhumda.
Ansızın akıllanıp uslanmam çevrede yeterince alay konusu yapılmıştı. Ama artık seveceğim ve kendisine tapacağım bir şey vardı, yine bir ideale kavuşmuştum, yaşam yine sezgiler ve rengârenk gizemli şafaklarla doluydu. Bu, bana yeniden dayanma gücü verdi. Önünde saygıyla eğildiğim bir hayalin kulu kölesi olmama karşın yine kendime dönmüş, kendimi kendi evimde hissetmeye başlamıştım.
“Yalnız bir şeye göğüs geremem, senin yardımın olmadan bir şeyle başa çıkamam: ‘Korku’yla! Bu konuda alabildiğine güçsüzüm, zayıfım, düşünmeye bile gücüm yetmiyor, batıvereceğim dibe.”
“...Yorgunluk diye adlandırmak doğru değil belki ama rahat değilim, korkuyorum. Düşenlerle böbürlenen bir dünyada yaşıyoruz. Atamıyorum adımımı, ürküyorum, onun için yere basamıyorum. Beni altüst edecek bir serüvenin ardından gelecek o büyük yorgunluktan korkuyorum...”