Haftama eşlik eden kitabım, yayıncı ve yazar Ali Bektaş'ın Gün Yüzü isimli romanı oldu. İlk olarak La Kitap basımıyla çıkan, sonrasında yazarın kurucusu olduğu Romanoku Yayınları'yla yolculuğuna devam eden Gün Yüzü, kitap hakkındaki söyleşileri fırsat buldukça takip etmem nedeniyle epeydir okuma listemdeki kitaplardan biriydi.
Türk insanından ve Türkiye coğrafyasındann izler taşıyan, fazlasıyla bizi anlatan bir aşk romanı olduğu söylenebilir Gün Yüzü'nün.
Bazı sayfalarda Umut'un Yıldız' la ilişkisine yönelik iç döküşlerinin azaltılması daha mı iyi olurdu diye düşünmeden edemedim. Bir de bizim yazarlarda sıklıkla gözüme çarpan her şeyi açıklama, her şeyin en doğrusunu bilme, neredeyse okura akıl yürüteceği bir şey bkrakmama durumunu bu kitapta da yer rer hissettim. Diyalog ağırlıklı ilerleyen kısımlarda da, - erek, - arak ekiyle (özellikle "diyerek" kelimesiyle) yazılan nakillerin fazlalılığı dikkatimi dağıtan olumsuzluklardan oldu.
Beğendiğim taraflara gelirsek...
Yazının devamı spoiler içerebilir....
Her şeyden önce yazarın anlatım gücü, cümlelerindeki akıcılık, zengin kelime haznesi daha ilk sayfalardan kendini belli ediyor ve romanın son sayfasına kadar da hiç bozulmadan devam ediyor. Genelde anlatımı süslü ve şairane buldum. Bu durum çoğu kere estetik ve etkileyici görünse de, bazı sayfalarda daha yalın cümleler de tercih edilebilirmiş diye hissettim.
Umut'un çocukluğunun anlatıldığı kısımlar daha bir hoşuma gitti. Kurguda sık sık Umut'un ve Yıldız'ın geçmişine dönülmesi ve geçmişin günümüzle olan izdüşümleri, bunlar arasındaki geçişler vs. pek hoştu.
Romandaki önemli karakterlerden Yıldız'ın isminin bir metafor olarak önümüze konulması, romanın sonlarında, Handan-Nergis gizemini anlatırken, önemli olanın bir insanın hayatına dokunmak ve hayatına