Hülya Yücel Ergün

Hülya Yücel Ergün
Ses Söz Arpacık
Uluslararası İlişkiler
316 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Ne mümkün
Bir yabancının sesi gibi gecenin yaratıklarının hayali seslenir uyku öncesi çocuklara. Bir yakının sesi gibi yumuşar ve şefkat kuşanır günün sesi sabah olunca. Ormanda, yabanıl hayatın sesi hem dosttur hem yabancı. Ürkerek sever insan ormanda yaşamı. Oysa evindedir insan. İşte o denli yabancı evine modern insan, o denli ürkmüştür kendinden. Yapabileceklerini kestirememiştir. Bu kadarını o da beklememiştir. Ürktüğü yabanıl hayat değil, evcilleştiremediği ruhudur, yapabileceklerinin potansiyelidir, tıpkı düşmeyi düşünüp korkan çocuklar gibi, korkar kendi cüretinden insanoğlu. Haddi aşmayı bilmiştir, dengeyi bozmayı bilmiştir, sınırları yıkmayı bilmiştir, katletmeyi ve dahasını. Doğrusu insan gerçekten korkulacak bir şeydir. Kendi varlığından duyduğu korku insanı kalelere itmiştir. Kaleler inşa etmiştir betonla. Kendine kurallar koymuştur, kendine cezalar kesmiştir şehirlerin koridorlarında. Yasak ağaç kadar eskidir bu korku. Neyse ki edebiyat ayna tutmuştur kendine, Kutsak Kitaplar ve insan. İnsan komşusunda kendi potansiyelini görmüştür. Ah, onu sevmek ne mümkün! O yapılabilir olandan korkmuştur. Ya atlarsa şuradan aşağı, ya bir bomba yaparsa, ya patlatırsa yaşamı kulak zarını patlatan bir uğultuyla. Ya pişman olursa sonra. Pişman olmayı sevmez insanoğlu. Bu yüzden sevemez komşusunu. Ya komşusu onu tanıdığına pişman olursa. Ya o pişman olursa komşusunu tanımaktan. Tüm insanlık tek bir insanda hüküm sürer. Tek bir insan, tüm insanlıkta. Ah, onu sevmek ne mümkün! Allah'ın gücü yeter ancak buna. O da ancak iyileri sever. Böyle yazılmış frontal lob'a.
Reklam
Kelimeler seni de yanıltıyor mu? Kelimelerdeki bu enerjinin beni yorduğunu yatağa uzandığımda anlıyorum. Bazı anlamların yanlış kelimelere binip gitmesinin verdiği acıyı duyuyorum. Bildiğim kelimelerin -bazı akşamlar sözlük karıştırıp anlamlarına yeniden baktığım kelimelerin- itaatsizliği ağırıma gidiyor. Şimdi burda, bu kanepe üzerinde seninle konuşurken, kanepenin bir sandalye olduğunu sana kim kanıtlayabilir? Üzerimizden, çıkardıları o mekanik sesle geçen bütün taşıtlara gemi deyişim gibi kolaya kaçmak istiyorum. Ben gemi dediğimde neden onun bir uçak olabileceğini anlatamıyorum? Bunun ağzımdan çıkan kelimelerin aslında ağzımdan çıkmamasıyla bir ilgisi olabilir mi? Kelimeler vücudumda dolaşan kan gibi bütün zihnimi dolaşabilir mi? Sana git derken kal deyişimin binlerce sebebinin arasında, sözcüklerin niyetimi okuması olabilir mi? Bana kendini anlat diyen bir yabancıya kendimi kelimelerle anlatabilir miyim? Kelimelerin ihanetini göze alarak buna kalkışabilir miyim? Bazen ağzımızdan çıkan sözcüklerin bilinçli varlıklar olduğunu düşünüyorum. Zihnimde meydana gelen görüntüyü, imi, fikri kelimelere dökmeye çalışırken, bu imgelerin kelimeler tarafından başka bir zihne ışınlanmasına direnç göstermeyeceğini kim iddia edebilir? Kelimeler kadar fikirlerin de bilinçli varlıklar olmadığına beni kim ikna edebilir? İnsanın emrinde, insana hizmet etmesi gereken bu varlıkların, zihnimde oluşan fikirden bambaşka bir şeye dönüşerek ağzımdan çıkmasını nasıl açıklayabilirim? Sana uçak demiyorum, sana kal da demiyorum. Kelimelerin ihaneti beni bunca yorarken, kelime ötesi bir iletişimin varlığına inanmak istemem tuhaf görülebilir mi? Dün gece, ablamın adımı seslenişinde içimi burkan bir şey oldu. Tartıştığımız konunun bizimle dalga geçişini görmeliydin. Konu resmen bizi birbirimize
Reklam