Özlem, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · 9/10 puan

Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?

Kafes, Josh MalermanKafes, Josh Malerman
DENİZ, bir alıntı ekledi.
Dün 10:18 · Kitabı okuyor

Sapiens ise sonsuz sayıda yabancıyla çok esnek bir şekilde işbirliği yapabilir.İşte bu yüzden Sapiens dünyayı yönetirken,karıncalar bizim artıklarımızla beslenir ve şempazeler de araştırma laboratuvarlarında ve hayvanat bahçelerinde kafes altındadır.

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah HarariHayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari

Canandan Ayrı Düştüm :
Bülbül gibi gülistan bostandan ayrı düştüm.
İstemem altın kafes vatandan ayrı düştüm

Ey gam öldürme beni bu hicran gecesinde.
Zira bir güneş yüzlü handandan ayrı düştüm

Gönül feryad ediyor karanlık gecelerde.
Gamlıyam bir mah cemal sultandan ayrı düştüm.

Hicran ile ne hale geldiğimi soranlar.
Sormayın ahvalimi ben candan ayrı düştüm.

Selim’i kınayanlar bilmez ıstırabımı.
Şu canıma can katan canandan ayrı düştüm.

Barika, Yavuz Sultan SelimBarika, Yavuz Sultan Selim
Emrah Korkut, Kırmızı Piyano'yu inceledi.
21 May 00:15 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Malerman Kafes'te göremediği korkuyu o kadar iyi anlatmıştı ki, burada da herkes aynı şeyi bekliyordu. Ancak Kırmızı Piyano, Kafes'in devamı değil; yazar burada, son ana kadar, kaynağı ve ne olduğu bilinmeyen bir sesi, iki zamanlı bir anlatımla, çok iyi bir şekilde hikayenin ana unsuru haline getirmiş. Kırmızı piyano, Malerman'ın farklı anlatım yeteneği sayesinde, "merak"ı diri tutmayı başaran bir eser olmuş. Gerçi "son" bölümler konusunda birden mutlu sona bağlaması biraz gerilim hevesini kırsa da insanın, Kırmızı Piyano okunmaya değecek bir kitap. Ayrıca Gölün Dibindeki Ev'i de okuyuduktan sonra Malerman'ın konu bulma konusunda sıradışı bir yeteneği olduğunu düşünmeye başladım.

Sümeyye Nida ÇELİKDEMİR, bir alıntı ekledi.
 20 May 15:52 · Kitabı okudu · 10/10 puan

İnsanoğlu korktuğu yaratığın ta kendisidir.

Kafes, Josh Malerman (Sayfa 238 - İthaki Yayınları,15.Baskı,Ocak 2018,İSTANBUL.   Türkçe Çeviri:Aslı Dağlı)Kafes, Josh Malerman (Sayfa 238 - İthaki Yayınları,15.Baskı,Ocak 2018,İSTANBUL. Türkçe Çeviri:Aslı Dağlı)

Ölüm Risalesi

Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil

Her an
Farkındayım
Az az öldüğümün

Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın

Tekrarlayıp duruyor saat
Vakit te mahluktur
Vakit te mahluktur

İşliyor kalbim
Eskiyor saçlarım
Ve gözlerimin en ince hücreleri

Okuyorum hayatı
Toprağın üstünden çok
Altındakilerle var olduğunu

Toprak
Ölüme aç
Ölüme muhtaç
Hayat

Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün

Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın

Kesitler

Mahlukta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm

Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların

Analar ölür
Kök salar hasret yüreklere
'Bir evlat pir olsa da'
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük

Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez

Sevgililer ölür
Bir hicret olur ölüm
Bir sıla

Mesela arkadaşlar
Arkadaşlıklar vardır okullarda
Bakarsın biri gelmez bir gün
Ve artık hiç gelmeyecektir
Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta
Bahçeye koridorlara sınıflara
Bir fısıltı dolaşır dudaklarda
Kimi kirpikleri ıslak
Çökmüş bahçenin tenha bir yerine
Elinde bir çöp resmini çizer toprağa
Anıların
Kimileri öbek öbek toplanıp
Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle
-Nasıl olur daha dün beraberdik
-Salıncakta İki Kişi'yi izlemiştik daha dün nasıl olur
-Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık
''Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar 
Hayatı dolu dolu yaşıyorlar'' demişti unutamıyorum

Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkez susar
Konuşur ölüm

Ve sürer hayat.

Bazan bir tekerlek altında
Ansızın gelir ölüm
Apansız biter sınav
Bir elektrik kesilmesi gibi
Kesilir tulu emel

Bazan ölüm vardır
Ölümden önce gelir
Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır
Sorular hep yanıtsız kalır orada
Sadece konuşan rüyalardır
Yahut hayaller suskun duvarlarda
Gözler kabul eder parmaklar kabul eder
Ama beyin hep umuttan yanadır

Bazan akan bir film şeridinin
Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir
Ölüm
Karşıda bir manga asker
Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de
Takılıp kalır masmavi gökyüzünde
Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta

Ölümden uzak ölümler vardır
Gazete ilanlarında rastlanılan
Dünyaya bağlılığın zavallı
Ve muannit
Bir belgesidir
Daha çok kalanlara ait.

Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş
Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü

Ölümler vardır: 
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde

Bir Portre

Engin sakin berrak bir denize 
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
Sokrates öyle yürüdü ölüme

Tilmizleri ağlaşırken
O vasiyet ediyordu: 
-Asklepyos'a bir horoz borçluyuz
Unutmayınız.

Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe

İnancına sahip olmak
İnsan olmanın şartı
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
Hayatın ölümcül yanına
Takılıp kalmak değil mi?

İlkin ayaklarında duydu Sokrates
Zehirin soğukluğunu
Ve yavaş yavaş ölüm
Yükseldi göğsüne çenesine

Dudaklarında donan son bir tebessümle
Bir işaret taşı da böylece
Sokrates dikmiş oldu ölüme

Ölümün Sesi

Ölümden bir işaret var her şeyde
Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde: 
-Kışlanın önünde redif sesi var
Namluların ucunda ölümün sesi!

-Bir ay doğdu geceden oy oy
Karanlığın ağzında ölümün sesi!

-Erzurum dağları kan ile boran
Vadilerin koynunda ölümün sesi

-Ezo gelin durmuş bakar yollara
Umudun ardında ölümün sesi!

-Bir ihtimal daha var
Umuddan da öte ölümün sesi!

Kendi Ölümüme Ait Bir Deneme

Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum

Anamın yüreğinde bir kor
Ölene dek sönmeyecek bir ateş
Kımıldanıp duracak hep

Karım bomboş bulacak dünyayı
-N'olurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
Oysa insan yalnız ölür
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak

Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
Bir süre kaçacaklar insanlardan
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine

Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
-Yaşayıp gidiyorduk yahu
Ne vardı acele edecek! 
Diyecekler

Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına

Son Söz

Ve zaman döne döne
Gelmişti başlangıç noktasına
İlk yaratılış düğümüne

Mahlukatın var olduğu
Yüzüsuyu hürmetine
Evrenin Efendisinin
Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.

Hayatın menbaı
Merhametin son durağı
Madeni, muhabbet ocağının
Ateşler içindeydi
Yatağında.
İltica etmişti sanki Kainat
Kutsal tenine
Hayata şafak olan alnında
Ter taneleri
Her biri insanlık çilesinden
Bir haberdi sanki
Bir an oldu
Aralandı gözleri
Sonsuzu kuşatan bakışları
Süzdü ciğerparesi Fatıma'yı
Süzdü tek tek çevresindeki
Can dostlarını
Kıpırdadı dudakları, dedi: 
-Ebu Bekir kıldırsın namazı
Sonra daldı daldı uyandı
Son defa aralandı
Bakışları
Yöneldi bir noktaya
Karar kıldı bir noktada
Ve dedi: 
-Merhaba ey refik-i ala!

Olacak oldu
Akıllar kamaştı
Kalpler tutuştu
Feryat ve figan gökleri tuttu
Çekti kılıcını Faruk olan
Sıçradı orta yere: 
-Kim derse ''O öldü'', öldürürüm!

Ayrılık ateşinden
Ateşin şiddetinden
Sanki bendler çözülmüş
Felekler çökmüştü
Şuur tutuşmuş
Akıl iflas etmişti.

Sonra Sıddıyk olan
Yetişti geldi
Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye
Mağarada arkadaşına Hicrette yoldaşına
Sonra baktı çevresine
Mahşerden önce mahşer hali yaşayan
Ashabına
Aline
Ebu Bekir dedi: 
-Ey nas, susun! 
Kim ki Resulullaha tapmaktadır
Bilsin ki Resul ölmüştür
Kim ki Allaha tapmaktadır
Bilsin ki Allah ölmez
Hayy ve Layemuttur

Ey nas, susun! 
''İnna Lillah ve inna ileyhi raciun''

Sonra eğildi sevgilinin yüzüne
Sürdü bulutlanmış gözlerini
O güzellikler ülkesine
Baktı baktı ve dedi: 
-Hayatında güzeldin
Ölümünde güzelsin
Öldün
Bir daha ölmeyeceksin

|Adil Erdem Bayazıt


>Son Söz https://youtu.be/XMRAAn-uacU

Hilâl, Arkadaş Islıkları'ı inceledi.
20 May 13:17 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Selam.
255 sayfalık bir kitap. Ve bu kitabın ilk 230 sayfası sizi okurken öfkeden deliye çevirebilir.
Kadının toplumdaki yeri sadece ve sadece erkeklerin elinin kiri olarak görüldüğü bir zihniyet. Kulağa ne kadar iğrenç geldiğinin farkındayım. Siz bir de okurken düşünün...

Bir aşk... Başta herşey iyi gibi gitse de, erkek, çevresinin bayat düşünce ve görüşlerine kapılır, kadına türlü hakaretler eder. Kadın gider mi gitmez mi, giderse bir daha döner mi dönmez mi orasını siz okuyun :)

Kitapta, bir kadının kendi başarısıyla bir yere gelebileceği düşüncesi sıfır. Kocasından ayrılan her kadına illa kötü yola düşecekmiş gözüyle bakılması, bir kadının şerefiyle ve onuruyla bir işe girip çalışması imkansızmış gibi görülmesi beni inanılmaz rahatsız etti.

Kadın yermeleri göz önünde olsa da, erkekler için de hoş cümleler yoktu kitapta.
Mesela, bir baba (pısırık diye adlandırılan), karısı ve çocukları tarafından "eşek suratlı baba, hıyar baba vb..." hakaretler işitir. (buraya kadar adam için üzülüyordum)

Daha sonra bu baba, arkadaşlarının gazıyla sarhoş olup karısını döver! Tabi yıllardır kocasını "pısırık" diye tabirleyen eş, bir koca dayağına hasrettir! Bu eş, bu dayaktan sonra kadınlığına(!) yeniden kavuşur! Bundan böyle istediği kadar zulmetsin, razıdır!

Kitabın 56. sayfasında asıl konunun dışında beni rahatsız eden bir ayrıntı daha var. Bunların huzur kaçırıcı konular olduğunu biliyorum. Yine de siz okuyun. Siz rahatsız olmayabilirsiniz.
"Allah vermeye, azgın boğa gibi karı kız arardık memlekette. Ama nerde? O devirde kadınlar kafes arkasında, peçe, çarşaf içindeydi." Ne bileyim, peçe ve çarşaf içinde olmayan kadınlara bir hakaret söz konusu burada bana göre. Ben kapalıyım mesela. 2 sene önce kapandım. Dışarıda gezinirken işittiğim laflara ve rahatsız edici bakışlara hem açıkken rastladım, hem de kapalıyken rastlıyorum. Yani kapalı veya açık olmak değil mesele. Mesele insan olabilmekte...
(Tepkim sadece bu söze değil.)


Ve 54. sayfada huzurumu kaçıran bir ayrıntı daha!
Bir adam var. Ne kadar iyi gibi gözükse de elinden her türlü kötülük gelebilecek bir adam. Bu adam için bir karakter şu cümleleri kullanıyor:
"Ama bakma, şimdi yağmurlar yağdı, yarıklar kapandı, ikisi de beş vakit namaz kılar, üç aylarını kaçırmazlar. Herkesin gördüğü yerde yararlı, güzel işler yapar, kellesi ensesinden ne kesilecek dürzüdür o, bilemezsin!"
Hayır ben mi çok ayrıntıcıyım ve herşeyde bir sap arıyorum bilemedim ama neden dindar olarak gözüken bir adam her türlü kötülüğü yapabilecek bir adam olsun ki?! Belki de "dincilik" dile getirildi ama yine de bu tarz konularda "din" araya girmemeli.
Kitabı eleştiriyor olarak gözüksem de yazdıklarım günlük hayatta da olan şeyler ve ben inceleme adı altında diğer konulara da değiniyorum.
Belki de bu kitap bu kadar tepkiyi hak edecek bir kitap değildi. Orhan Kemal affetsin.
Bu rahatsız edici tüm sözler hep farklı karakterlerin ağzından söylenmiş sözler. Doğrudan yazarın değil.

"Karı, karı da ne be? Saçı uzun, aklı kısa bir zavallı!" /s.94
"Babam benden besbeterdi. Vurdu mu avradın gözünü patlatırdı. Anamın bir gözü kördü tekmil!" /s95
"Karıdan korkulur mu? Saçı uzun alt tarafı." /s97
"Bir dayak, Türkiye, hatta dünyanın pek çok yerinde karıların kocalarından yedikleri basit bir dayak" /s106 (burada kadına atılan dayağı bu kadar basit göstermeye ne demeli?!)
"Elimin tersiyle ağzına bir vurdum" (karısına!) /s123
"Sen nesin? Kimsin? Alt tarafı beş paralık bir kadın!" /s124
Ve bunun gibi bir çok hakaret...

Yazarın bu gibi aşağılayıcı cümlelere bu kadar çok yer vermesi ve bu kadar açık olması beni kendisinden soğuttu.

Sona doğru İlyas Usta ve Doktor karşı çıkıyor tüm bu yanlış düşüncelere. Rahatlıyor ve yazara yeniden bir sıcaklık duyuyorum. (Yine de fazla buluyorum ama tüm bu hakaretleri).

Kitabın sonunda kaybedenler bu aşağılayıcı görüş sahipleri olsa da, bu kitabı hoş bir şekilde hatırlamayacağım... :(

Ozlem ozturk, Kızıl Kraliçe'yi inceledi.
20 May 10:16 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Okudugum seriler arasinda begendigim kitaplardan. Degisik bi olay orgusu vardi. Neler olcagini tahmin edemedigim bi kitapti.seri icerisinde sadece kafes kitabini begenemedim.sıkıldim okurken. Cok fazla ic hesaplasma vardi. Olay ve yer tasviri cok fazlardi. Fazla betimleme can sıkar

nihan kibar, Kırmızı Piyano'yu inceledi.
19 May 21:48 · Kitabı okudu · Beğendi · 4/10 puan

Kafes daha güzeldi evet sonu iyi değildi ama daha zevkle okudum ondan sonra bu kitap olmamış. Baştan sona sıkıcı geldi bana yine de yazarın emeğine sağlık

Cinan Tütüncü, Kırmızı Piyano'yu inceledi.
19 May 15:49 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Güzel tasvirlerle ve geçen ortamlarla beklentiyi doruğa taşıyarak, sonunda hayal kırıklığına uğratıyor. Zorla bu kadar oldu demiş sanki yazar. Sanırım KAFES in ötesine geçemeyecek sevgili Josh :(