Kuytu olamadım ama ayaz da değilim Kanat olamadım ama kafes de değilim Bu alemde bir fütursuz ben de değilim
Müzik
duyulan
özgürlüğüne bıraktığın kafes kuşunun bir yerlerde öldüğünü düşünmek kadar gereksiz bir sızıdır duyduğum. başka bir kafesin yumurtalarindan geldi kuş, benim odamda öttü geceli gündüzlü. güneşli bir öğlen vakti uğurladım onu, kaçarcasına uçtu... avuçlarımdan bırakmadan son kez öpmüştüm, onun için mutluydum şimdiyse yalnız sızıdır duyduğum.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Bir hayal gördüm. Uzaktan dünyaya bakıyordum. İnsanları bir kafes içindelerdi. Kafesin farkında değillerdi." Ot Dergi - Sayı 150 (Haziran-Temmuz 2026) Sepin Sinanlıoğlu
1000Kitap
Medeniyet Kafesinde Bir Primat
Tanpınar'a Huzur Yok "Varlığa bilgi ve düşünceyle mi, duygu ve sezgiyle mi tutunuyoruz? Aslında hâlâ primatız. Kendi kendimizi evcilleştirdik fakat olgunlaşmadık sanki. Yoksa her şey hâla dürtülerle mi ilgili?.. Bilmiyorum." Çok güzel sorular oldukça düşündürücü. Ben şöyle yorumladım: İnsan, mantığıyla inşa ettiği evde duygularıyla yaşayan bir canlı. Hayata tutunma çabamızda dengede kalmak çok önemli. Sadece bilgiyle tutunmaya çalışırsak hayat buz gibi bir mantık laboratuvarına döner; sadece duyguyla tutunursak da fırtınada savrulan bir yaprağa dönüşürüz. İşte bu yüzden teraziye dikkat etmek gerekiyor. "Aslında hala primatız, evcilleştik ama olgunlaşmadık" muazzam bir cümle... ​Biz kendimize "medeniyet" adını verdiğimiz çok şık, kuralları olan, nezaket dolu bir kafes ördük (yani evcilleştik). Trafik ışıklarında bekliyoruz, kuyruğa giriyoruz, masada çatal bıçak kullanıyoruz gibi. Ancak bu evcilleşme, biyolojik yapımızın değiştiği anlamına gelmiyor. Beynimizin en derininde, milyonlarca yıllık o ilkel "sürüngen beyin" ve "limbik sistem" vahşileşmek için hala capcanlı duruyor. Saldırma, kaçma, öfkelenme anlarında ortaya çıkıveriyor. Dürtüler meselesi ise çok ilgimi çekiyor. Hayatta kalma, üreme, kabul görme, güç arzusu, takdir edilme, onaylanma daha da sayarız... Nörobilimciler kararlarımızın çok büyük bir kısmının aslında bilinçaltındaki dürtüler tarafından alındığını, mantığımızın ise sadece bu kararlara "kılıf uydurduğunu" söylüyorlar. ​Bana çok tanıdık geldi. Yani bir şeyi çok mantıklı bulduğumuz için seçmiyoruz; önce onu içgüdüsel olarak arzuluyor, sonra da neden seçtiğimizi mantıkla kendimize ve dünyaya açıklamaya çalışıyoruz. :) ​Tabi insan şu soruyu sormadan edemiyor. "Biz neyiz o zaman?" ​Benim bu sorulara cevabım şu olurdu:
1000Kitap
Hatırımda Bir Sen Kaldın! (Züleyha)
“Züleyha şimdi sen diyeceksin ki pişman mıyım? Bir anından bile pişman olmadım. İçim çekiyor mu çekmiyor eskisi gibi çayı, Çok içime çekemiyorum mesela sigarayı, İçim almasa da bu ayrılığı, yine gelse yine severim. Kurşun olsa kaçmam, ecel olsa saklanmam Ateş olsa sakınmam, yine gelse yine severim…” Bu hasrete kaç yıl biçtin Niye bilmem ki vazgeçtin Belki yeni bir yar seçtin Sende kaldı hep muradım. Unuttum tüm insanları Konuştuğum lisanları Baharları nisanları Hatırımda bir SEN kaldın… -Ben ölürsem sever misin yeniden birini? +Severim! -Hani gül koklamazdım benim üstüme. +Koklarım demedim ki, severim dedim. -Ne demek koklamam ama severim, kimi seversin mesela? +Ölürsen birgün senin üstüne senin yokluğunu getirir onu severim Züleyha, Giderim seni ilk gördüğüm yeri severim, yetmezse bana ilk güldüğün anı severim. Beni beklerken durduğun yeri severim mesela. Gidersen senden geriye kalan ne varsa bende bulur onu severim… Bulamadım senden bir iz Seni bir ömür aradım
Kafesten çıkan kuş özgürlüğü unutmuşsa, artık özgür müdür?
1000Kitap