“İnsan konuşmaya başlar başlamaz doğadan kopar ve onunla tek vücut olmaya son verir. Hem doğayı anımsar hem de ona yakarır. Doğayı büyülü sözlerle kuşatır. Sözün edimi bir tür gerçekdışılık sunar, fakat gücünü hiç eksiltmez. Sanıldığı gibi şeylerin doğasını değiştirmek değil, bizimle ilişkisinin doğasını ve onlar aracılığıyla da başka insanlarla ilişkimizin doğasınoı değiştirmek olan büyünün özünü söz bize belki de oldukça iyi gösterir.
“Söz ancak işitme organı için anlam taşır: İşitme organının kavrayabilmesi amacıyla sözü sunan da yine bu organdır. Fakat görme edimi sadece dünyanın bize sunduğu bir nesneyi seyretmemizi sağlar. Görmeyle işitmenin ilişkisi içinde şeylerin esrarı bize kendini gösterir: Görme şeyleri ışıkla kuşatır; fakat şeyler bizim için yine de yabancı bir seyir gibidir. İşitme organının özü şeyleri bize işittirmektir: Her ses zaten bir sözdür, gizli bir insan sesidir. Sesi işiten anlamı da işitir. Anlam ise içsel ışıktır.”
“Söz bizi sorumlu kılan bir eylem başlangıcıdır, zira daha gerçek bir eylemin vaadidir ve sanıldığı gibi şeylere değil başka insanlara erişmeye çalıştığından aynı zamanda sadakatimizin de teminatıdır. Her söz bir yemin niteliğindedir. Keza, hayranlık verici bir ifadedir söz vermek. Ve sözünü tutmayan şerefinden olur."