Gözlerinizi kapatın ve bir an için kör olduğunuzu hayal edin. Ama gerçekçi bir şekilde düşünün. Gözleriniz görmüyor yemeğinizi yiyeceksiniz, lavaboya gideceksiniz, araba kullanacaksınız, kitap okuyacaksınız, sevdiklerinizi göreceksiniz... Düşündünüz mü? Sadece bu kadarı bile olayın korkuçluğunu anlatmaya yeterli sanırım.
Ülkede birden bulaşıcı bir körlük ortaya çıkıyor ve insanlar teker teker çok hızlı bir şekilde kör olmaya başlıyor. Hükümet de körlüğü kontrol altına alabilmek adına hem körleri hem de kör olma ihtimali olanları bir akıl hastanesine kapatıyor. Kitapta geçen karakterlerin isimleri yok örneğin ilk kör olan, doktor, doktorun karısı, gözü bantlı adam diye geçiyor kişiler.
Asıl olaylar akıl hastanesinde başlıyor. Akıl almaz ve mide bulandıran olaylar... Spoiler vermemek adına olaylara girmeyeceğim.
Kitap beni o kadar çok etkiledi ki. Ne zaman bu tarz kitaplar okusam evde depresyonda gibi gezinirim. Kitap bitince rahat bir nefes aldım. Kitabı ilk okuduğumda 2020 senesiydi virüsün olduğu zamanlardı.Kitapta da bulaşıcı bir körlükten bahsettiği için aşırı etkilenip bırakmıştım.
Tekrar elime aldığımda ise bu Suriyedeki Sednaya hapishanelerinin yeni ortaya çıktığı zamanlardı. Kitap beni yine etkiledi ama bırakamadım. Kitabı okudukça günümüzdeki olaylar ile bağlantı kurduğum için daha da kötü hissettim. Kitap her ne kadar kurgu da olsa Gazze'de, Suriye'de, Doğu Türkistan'da, Arakan'da yaşananlar tamamen gerçek. Beni en çok üzen de bu ya!
Koskoca dünyada körlük salgını yok ama körüz. Görmüyoruz, yaşanan onca zulmü, işkenceyi, açlığı sefaleti. Evet kör değiliz ama bir gün aynı şeyleri yaşayabileceğimizi düşünemiyoruz. Kısıtlı imkanlarımızla elimizden geleni yapmaya gayret ediyoruz ama hesap günü Rabbimizin karşısında cevap vermeye yetecek kadar mı? İnşallah