• Gerçek öykü, bir yalanı yaşamakta olduğumuzdur
  • Halil Cibran öyle bir kitap yazıyor ki. Hepsini toplasanız, ne yapıp etseniz edeceği 20-30 sayfa. Çoğu kısacık, minicik öyküler. Ama ilk öykü olan ‘Giysiler’ var ki; bana tek başına yetti diyebilirim. Emin olun 1 saatinizi almaz ve taranmış halini de arzu eden varsa yarın sabah atabilirim. Mahsuru yok. Rahatsız da olmam.
    Hatta yetmedi ilk sayfayı da taradım (hazırlıklı geldim) ve o öyküyü sizlerle paylaşmak istedim. Lütfen okuyun.
    https://i.hizliresim.com/k6PR1J.png
    Görüldüğü üzere kısa ve oldukça detaylandırıcı. Şimdiden güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimle sizlere veda ediyorum. Ana sayfanızı kirletmeye son veriyorum. Yarın 800 sayfaya yakın bir kitap okuyarak biraz sizlerin zihninin dinlenmesine de müsaade edeceğim. Kendinize iyi bakın, esen kalın..
  • “Benimle çok uğraşıyorlar, canıma tak dedi. Artık dayanamayacağım.”

    Bu sözler sabahattin Ali’nin ölmeden önce kardeşi Fikret Şenyuva’ya söylediği son sözlerdi.
    Ve eklemişti: “Anneme yirmi beş lira gönderdim. Yine göndereceğim. Bir gün gelir de gönderemezsem, beni yok bilin!..”

    Ve cesedi öldürüldükten altı ay sonra bir çoban tarafından bulunur, dört ay sonra da gazetelere öldü haberi yazılır. Eşyalarına devlet tarafından haciz konulur, bir polis memuru eşyalarını köylülere satar ve daha nice iğrenç şey... Yıllarca eserlerine yasak konulan, yazıları yüzünden durmadan hapiste yatan Ali şimdi MEB’in 100 Temel Eser listesinde yer alıyor. Garip bir ülkeyiz.

    Sabahattin Ali özgürlüğüne kavuşacağını düşündüğü yola çıkarken okumak için yanına aldığı bir kaç kitap, bir kaç parça kıyafet, umudu, kafasında ise geride bıraktığı can’ı Aliye’si, ruhu Filiz’i ve çantasında tamamlamayı düşündüğü bir çok hikayesi vardı.
    İşte bu kitabı; yıllar sonra sandığından çıkan notlardan derlenmiş bir kitap. Kızı Filiz Ali yıllar sonra sandıkta kalan belgeleri ve notları 1997’de Nükhet Esen’e götürüyor. Nükhet Esen, Zeynep Uysal, Engin Kılıç, Olcay Akyıldız bu yazıları okuyup düzenliyorlar.

    Bu derleme kitapta; ikisi tam, biri bitmemiş, biri uzun olmak üzere dört hikaye, on bir şiir, Kağnı hikayesinin üç perdelik opera formunda yeniden yazımı, ileride yazmayı planladığı hikaye ve romanlarına dair kısa notlar, bazıları 1940'larda gazetelerde yayımlanmış sosyo-politik makaleleri ve çizdiği desenler yer alıyor.
    Yazmayı planladığı liste şu şekilde: #33900716
    Tabi bu listenin dışında Kuyucaklı Yusuf’un üçlemesi de bulunuyor.
    Sabahattin Ali, ‘Kuyucaklı Yusuf’u üç cilt olarak tasarlamış. Şehrin büyüklerini öldüren Yusuf, ‘Çineli Kübra’ isimli ikinci ciltte eşkıya olacak, üçüncü ciltte ise Yörüklerin arasına katılacaktır. Bu yönüyle ‘Kuyucaklı Yusuf’, ‘İnce Memed’ gibi eşkıya romanlarının öncüsü sayılabilir.


    Edebi dili pek iyi olmayan, bölük pörçük, daha üzerinde çalışılması gereken, belki çoğu kullanılmayacak yazılardan oluşan derlenmiş bir kitap. Yani Kafka vakası diyebiliriz. Bunun bilincinde olmadan okuyan kimseler Ali hakkında negatif düşüncelere girebilir. Eğer bu yazıların daha taslak aşamasında olduğu bilinip bu bilinçte okunursa hiçbir sıkıntı teşkil etmez çünkü onun yazdığı her satır bizim için çok kıymetli. Ama Ali bunu ister miydi ? Hiç zannetmiyorum. İlk öykü kitabı olan Değirmen’i bile kendi isteğiyle çıkarmasına rağmen eleştiren, Dağlar Ve Rüzgar adlı derleme şiir kitabındaki notlarda, şiirlerini gönderdiği çoğu dostuna şiirleriyle ilgili bol bol eleştiri yazan bir yazar bunların gün yüzünüze çıkmasını istemezdi bence.

    “Bir Hakikatin Hikayesi” adlı öyküsü gerçekte başından geçen bir olay olduğu için yayınlanmadığı düşünülüyor.
    En uzun olan hikayesi Çakıcı’nın İlk Kurşunu. Bu hikayede Aydın’da yaşayan eşkiya Çakırcalı Mehmet Efe’yi anlatır. Hoş eşkiya demek pek doğru bir tabir olmuyor. Otoriteye karşı savaşmış, halktan yana olan biri Çakırcalı.
    Ali bu hikayeyi yayınlar mıydı yayınlarsa cezaevinde ne kadar süre yatardı bu da bilinmez. Çünkü pek çok yerde II. Abdülhamit’i sert bir dille eleştiriyor. Pek çok kişi Yaşar Kemal’in Çakırcalı Efe kitabıyla kıyaslıyor. Bu tamamiyle yanlış bir yaklaşımdır daha taslak olan bir yazı, bir birikim eseriyle kıyaslanmamalıdır bence.

    Yine de kitaba umutsuz bir şekilde devam edenleri, kitabın son kısmı fazlasıyla tatmin edecektir.
    Gazetelere yazdığı köşe yazıları ya da yaptığı konferanslardaki konuşmaları yer alıyor bu kısımda. Bu konuşmalar ders niteliğinde.

    17.01.1932 yılında Konya Halkevi'nde verilen konferanstaki konuşmalarını; “Kadınlar Üzerine Bir Konferans” adıyla yazmış, kız çocuklarının eğitimi, onların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, kadın ve erkeğin toplumun her alanında eşit olması gibi konularda çok müthiş noktalara değinmiştir. Şu alıntı yazının sadece kısa bir parçası:
    #33861364

    Bu yazıları:
    Türkiye Hapishaneleri
    Emperyalistin Tarifi
    Bu Memleketi Kurtarmak İçin
    Milliyetçinin Tarifi
    Hürriyet Meselesi
    Milliyetçi Gençlik
    Asıl Büyük Tehlike Bugünkü Ehliyetsiz İktidarın Devamıdır
    Şeklinde devam ediyor. Sırf bu yazılar için bile alınıp okunmalıdır bu kitap.


    Yıllar geçmesine rağmen halen ne asıl katilleri bulundu ne de bir mezarı mevcut Sabahattin Ali’nin. Kemikleri inceleme yapılacak bahanesiyle ordan oraya savrulurken ne hikmetse kayboluveriyor.
    Sanki kaderini bilip bu dizeleri bırakmış bize:

    “Bir gün kadrim bilinirse
    İsmim ağza alınırsa
    Yerim soran bulunursa
    Benim meskenim dağlardır!”

    Canına kurban...
  • Ruhunuz ister tek bir bütün olsun, isterse paramparça olsun..., yalvarırım mantıklı olun! (Bu içten feryadım için beni bağışlayın!) Eserlerinizin sentaks kuruluşunda mantıklı olun! Bütünde olduğunuz kadar detayda da usta bir mimar olun...Bırakın öykü öyküye kalsın, drama olaya, şiir de dizelere...Flaubert'in yaptığı gibi sözcükleri sevin. Araçlarda tutumlu ve sözcüklerde pinti olun, kendinizi gerçeğe adayın! Sonra harika bir şeyin gizini keşfedeceksiniz... İşte bu benim klarisizm(duruculuk) dediğim o ince katıksız netlik ve parlaklıktır. [Mihail Kuzmin]
  • Öykü Gürman & Resul Dindar - Sarıl Bana
    https://www.youtube.com/watch?v=Icsr76FZcwU
  • Ben bu yazarın bu minnak öykülerindeki duygu yoğunluğunu okuyucuya nasıl bu kadar yoğun aksettiriyor anlamadığım gibi üstüne bir de hayran kalıyorum ayran misali. Bu nasıl bir iç sestir ki yine benden tam 10 numara 5 yıldız not aldı? Nasıl sıradan olan hayatları alıp beni ağlatma noktasına getirip öykü işte böyle yazılır raddesine getirdi? evet nasıl? nasıl mı! nasılını bende bilmiyorum çünkü hala muallaktayım sevgili okurlar aman diyeyim okuyun okuyun gözü kapalı okuyun tek kelimeyle '' MUHTEŞEM. ''
  • Kitaptaki son öykü olan " Demiryolu Hikâyecileri - Bir Rüya" nın son cümlesi şuydu:

    " Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba? "

    " Buradayım! " diye bağırdı Derda.