• Makyaj Yapan Ölüler; elimde olan ama tüm diğer eldeki kitaplar gibi ne zaman okunacağına dair akıbeti belli olmayan kitaptı. ‘Sevgili Dost’ hitabıyla bizlere seslenerek dostluktan yana güzel bir aksin meydana gelmesine vesile olan inci Hoca’nın büyük emek sarf ederek oluşturduğu etkinlik (#35410111) sayesinde kitabı okumuş oldum. Dolayısıyla kendisine teşekkürle ithaf olunur.

    Ali Ural edebiyatın çeşitli türlerinde eserler veren bir yazar. Şiir, deneme ve öykü çalışmaları var. Denemelerinde akıcı ve anlaşılır bir dil tercih ediyor. Bununla birlikte denemelerinde türler arası geçiş yapması da dikkat çekici. Yani kullandığı dil ve üslupla kimi zaman öyküye kimi zaman da şiire göz kırpıyor. Bu da okurun, eseri sıkılmadan kolaylıkla okumasını sağlarken, yazarın edebiyat alanındaki maharetine de işaret ediyor.

    Kitaptaki denemeler, gazete haberlerinin yazarda uyandırdıklarından oluşuyor. Her bir deneme kaynağını zamanında yayınlanmış gazete haberinden alıyor. Günümüzde hızlı bir hayat yaşadığımız için genellikle gazete okumalarımız da kısa anlara sıkışıyor. Elimize gazeteyi alıp şöyle hızlıca bir bakıyoruz. Dikkatimizi çeken haber olursa içeriğine şöyle bir göz atıyoruz. Ama artık her şeyi kanıksamaya başladığımız için arada geçen bazı haberler de bizlerde dikkat uyandıramıyor maalesef. Yazarın çabası da bazen trajik bazen ilginç olan haberler üzerinden insanın hikâyesini anımsatarak vicdanlara dokunmak üzerine. Çünkü bizler dediği gibi şairin, hızlı yaşadığımız için durup o incelikli şeyleri görmeye vakit bulamıyoruz. Kalp terazisi hassas olan birilerinin durup, bizi durdurup o ince tarafı göstermesi gerekiyor ki o noktaya teveccüh gösterebilelim, tabi hala aklımız ve kalbimiz bu hengamede onarılamaz bir hasar almamışsa. Bu açıdan bakarsak Makyaj Yapan Ölüler isminin ne kadar ironik olduğunu da görürüz.

    Eser içeriğine bakacak olursak; yazar, bir gözlemde bulunuyor, yaşadığı hayatı dikkate alarak. Önce fotoğraf makinesini eline alıyor, vizörünü ayarladıktan sonra deklanşöre basıyor ve bir olayı resmederken bir durumu da fehmediyor. Resimdeki ince tarafı yakınlaştırıyor (hani şu bizim akıllı dokunmatik cihazlarımızda baş parmak ve işaret parmağımızı birbirine yaklaştırıp ekran üzerinde birbirinden uzaklaştırdığımız gibi). Söze bazen öykülemeyle giriyor bazen şiirsel bir dille. Genel bir giriş yaptıktan sonra bazen bir imgeyle ya da tarihi bilgiyle sizi bir yere getiriyor, sonrasında ise gazete haberinde o ilgisini çeken yakınlaştığı ince tarafla bu geldiği yeri birbirine bağlıyor. Haberi ve o ince noktayı sonlarında söylediği için her seferinde işin ucu nereye gidecek diye merak ediyorsunuz haliyle. Ancak her şeyi yazar söylemiyor size, haberle bağlantı kurduğu yerde sözü ve yorumu size bırakıyor. Orada siz düşünüyor ve hissediyorsunuz.

    Bazen çalınan bir tablodan yola çıkıyor bazen faili meçhul sökülen ağaçlardan, bazen yoksulluğun getirdiği çaresizlikten yola çıkıyor bazen dibinde yaşadığı halde denizi görmeyenlerden, bazen yaşlı intiharlarından yol çıkıyor bazen ömründe hiç fotoğraf çekilmeden dünyayı terk edenlerden, trajik kazalardan bazense teknolojinin insanın hayatını nasıl bir yere doğru götürdüğünden. Her bir haber, dikkat çekilen noktayla birlikte sizde de farklı çağrışımlar meydana getiriyor. Soru soruyor, kendinizce bir yorumda bulunuyorsunuz ister istemez.

    Misal, müzik evreninde yapılan bir yolculuktan sonra Klasik Türk Musikisi ve Klasik Müzik icra eden bazı sanatçıların hayatlarına dair ilginç bilgiler verildiğinde, sonrasında da en güzel sesli ünlü Stradivarius kemanının sırrının uzun ve soğuk kışlarla kısa ve ılık yazlar yaşamış ağaçlardan yapıldığı üzerine bir haberi de gördüğünüzde aklınızda; “unutulmaz güzel bestelerin de ömründe anlamsal olarak uzun ve sert kışlarla, kısa ama unutulmaz güzellikte baharlar yaşamış sanatçılardan geldiği” üzerine bir düşünce meydana gelebiliyor. Bu yazının benim aklıma düşürdüğü, o nokta başka okumalara ve çağrışımlara da müsait. Bunun gibi daha çok çağrışım oluyor. Güzel tarafı denemelerin böyle etkileşim uyandıracak nitelikte tasarlanmış olması. Ama kitap mükemmel mi? derseniz, bunu dersek adaletsizlik yapmış oluruz. Kitapta güzel denemelerin yanında vasat denemeler de var. Ancak denemelerin kısa kısa oluşu bu okuma yolculuğunda alacağınız tadın bozulmasına mâni oluyor.
  • Sekiz nahif öykü... İçimizdekilere, geçmişimize dair bizden kahramanların yaşadıkları... Aile ilişkileri, ayrılıklar insana ait bütün duyguların bir kelime işçisinin elinde dillenip, sizi kuşatması; garip bir dinginlik içerisinde akan nehir gibi sizi de ardından sürükleyişi...
  • Üzgünüm ama yazar lütfen daha şiir yazmasın. Kendini roman, öykü yönünden geliştirsin. Çıkmazdaki Kadın adlı eserini çok beğendim ama şiirleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ben her zaman şiirlerde anlam derinliğine dikkat ederim. Anlamı derin olan sözleri beğenirim. Ama bu şiirler çok basit sıradan ve anlamsız geldi. O yüzden yarım bıraktım.
  • Genelde öykü sevmem ama bu kitabı beğendim. Pek çok satırda yüreğinize dokunan güzel ayrıntılar var. Hangisi kurgu, hangisi gerçek ya da hangi öykü yazarın kendi hayatından, ne kadar hatıra içeriyor anlamak zor.
  • Marquez in çıtır çerezlik, hem trajikomik hem de etkileyici bir eseri. Tüm fakirliğine rağmen,15 yıl boyunca ona vaad edilen emekli aylığını umutla bekleyen bir albayın ve eşinin hayatını anlatan 70 sayfalık bu Öykü, aynı zamanda Kolombiya'nın sansür ve baskıcı hükümetine de göndermelerde bulunmakta. Her ne kadar yaşlı Albay ve karısının hayattan gelmesini bekledikleri mektup ve para dışında artık çok bir beklentileri kalmamış gibi görünse de, imkânsızlıklar ve tüm fakirliğe karşı birlik olmaları, vazgeçmemeleri ve hayattan umut etmeleri birbirlerine duydukları sevgiyi ve bağlılığı güzel ifade etmistir. Günümüzde giderek azalan bir bağlılık ve tahammüldür iliskileri. Sonuca bağlamadan Hop diye bitmesi birazcık Şaşırtıcı ama okumaya fazlasıyla değer.
  • Ben roman bile okusam ,içerisindeki öykü yanında ufak tefek de olsa bilgi veren kitaplardan hoşlanıyorum. Bu açıdan Nazilerin Yahıdi soykırımı ,Struma gemisi ve batırılışı gibi bazı bilgileri de veren ,kolay okunan bu romanı seveceksiniz derim.
  • "Her insan hayatı hesaba sığmaz anlamlar taşır."

    "Ah, bayanlar baylar, insan hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi ciddiye alamayınca yaşamak ne kadar da hüzün verici!"

    Milan Kundera'nın 1958-68 arasında yazmış olduğu yedi hikayenin birleşmesiyle oluşturulan kitap, aslında farklı yerlerde geçen bu iki cümleyle de özetlenebilir. Kundera'nın "yazarken en zevk aldığım romanım" dediği kitap bende aynı etkiyi uyandırmadı. Bunun en önemli nedeni kitaptaki karakterlerle ciddi anlamda bağ kuramamam oldu sanırım. Son bölüm olan "Edward ve Tanrı" parçasını çıkarırsak kitapta şaşırtıcı hiçbir şey yok. Kundera'da alıştığımız üzere, kimlik sorunları, cinsellik ve ikili ilişkiler yoğun bir şekilde işleniyor. Her bölümde de hayata dair önemli düşüncelerin yer aldığını söyleyebiliriz. İlk altı bölümde şahsen beni en çok etkileyen "Kolokyum" bölümü oldu. Beş karakterin de iç dünyalarını, olaylar karşısında tepkilerini çok hoş okuyoruz.

    Son bölüm ayrı bir şekilde değinilmeyi hak ediyor, ayrıca güzel bir sinema filmine de ilham verebileceğini düşünüyorum... Bir köyde genç bir öğretmen olan Edward, daha sonra sevdiği kız, Tanrı, müdüre, mesleği ve vicdanı arasında kalıyor. Bu kısa öykü "Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği" gibi uzun bir romana da dönüştürülebilirdi, hoş olurdu bence...