Söylediğim gibi, Teyzehalkasındaki yaşam, ya da yerleşik bir adamın yaşamı tekrarlardan oluşur, bu yüzden de sıkıcı olabilir. Yeni hiçbir şey olmaz. Akıl hep yeni oluşumlar ister. O yüzden genç ruhlar için keşif vardır, arayış vardır, yolculuk, tehlike, değişim vardır. Ama tabii ki yolculuğun, tehlikenin ve değişimin de kendine has bir sıkıcılığı olur. Sonunda hep o aynı başkalık olmaya başlar; başka bir tepe, başka bir nehir, başka bir adam, başka bir gün.
Ayak, uzun mu uzun bir çemberde dönüp durmaktadır. Beden evde ögrenmiş olduğu şeyleri, hareketsiz olduğunu öğrendıgı zamanı yeniden hatırlar. Farkında olmayı. Ayağın tabanı altındaki toz zerreciğinin, ayağın tabanındaki derinin, havanın yanaga temasının ve kokusunun, ışığın havadan düşüşünün ve hareketinin, nehrin ötesindeki yüksek tepede biten otların renginin, bedenin ve ruhun düşüncelerinin, derinliklerin berrak karanlığındaki renklerin ve seslerin durmaksızın hareket eden, durmaksızın değişen, sonsuza kadar yeni olan dalgacılarıyla titreşimlerinin farkına varmak.
Böylece sonunda eve döndüm. Yaklaşık dört yıldır uzaktaydım.