Ronaa

bu kitaba, taş atanları zengin küfür hazinesine havale ediyorum.
Puan vermedi·163 syf.·
2020 121. kitabı
Müptezeller, güzel olmak isteyen alkolikler, berduşlar, kardeşler... zembereği boşalmış hayat memat ezberleri, tek gözlü geceler. yeraltının karın gurultusuna, belalı bir gündüze sarılan cuaralar. uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. emrah serbes, kenarların soluğunu dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor. emrah serbes'in bu adam neden yazıyor, edebi değil bik bik, diyenlere cevap niteliğindeki kitabı. hikaye boyunca bu tip kaygılara girmemiş olduğu hissediliyor zaten okurken. serbes'in hikaye matematiği aslında oldukça şeffaf. örgüyü kur, aforizmayı çak. örgüyü kur, diyalogla zenginleştir aforizmayı yeniden çak. bunu ben yapsam eminim ki bir boka benzemez ama serbes yaptığında sahiden ama sahiden yüreğe değen bir şeyler çıkıyor.okuyucuya uyuşturucu kullanıyormuş gibi hissettiren etkili cümleler. başarılı tasvirler yüz gülümseten mekanlar bazen boğazına erik gibi bir şey oturtan acıklı anlar ama tam üzülürken "hassiktir" çekerek kahkaha atılan kısımlar.yine yeniden beni aynı erken kaybedenler'de olduğu gibi bazen mutlu, bazen bombok ama neticede hissettiren bir metin çıkmış emrah serbes'in seveni-sevmeyi bol, malum. kitabı da, yazarın gözümüzdeki değerine bakarak tartıyoruz sanki. halbuki kitaptan geriye ne kaldığına bakmak lazım. Benim için tadı damakta kalan bir emrah serbes kitabıydı. kitap hakkında biraz araştırma yaptım çoğu yorumlarda ergen kitabı diyen olmuş, bunu diyene taş atan olmuş, mükemmel diyen olmuş.sayfalarca analiz, eleştiri kasmışlar, ne gerek var? okuduk, zevk aldık bitti gitti. zaten kitabın kimliği de bu şekilde . bizim gibi orta-alt kesimin çocukluğundan-ergenliğinden çok izler taşıyor. Bence kitabın yazarı emrah serbes değil de daha isimsiz bir edebiyatçı olsaydı okuyucu izlenimleri böyle
MüptezellerEmrah Serbes · İletişim Yayınları · 20168,6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Açlık insana devrim yaptırır ya da devrimleri sadece aç insanlar yapar
Puan vermedi·472 syf.·
2020 119. kitabı
Charles dickens'in 1859 yılında yazdığı, konusu fransız devrimi esnasında ve öncesinde paris ve londra'da geçen romanıdır. tüm zamanların en çok satan edebiyat eserleri arasındadır. (200 milyonun üzerinde) Kitap kadar kitabın giriş paragrafı da oldukça meşhurdur. "en iyi zamanlardı; en kötü zamanlardı. bilgelik çağıydı; ahmaklık çağıydı. inanç dönemiydi; şüphecilik dönemiydi. aydınlığın mevsimiydi; karanlığın mevsimiydi. umut baharıydı; umutsuzluk kışıydı. öncemizde her şeyimiz vardı; öncemizde hiçbir şeyimiz yoktu. hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk; hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk. kısacası o dönem de bugünkü gibiydi; öyle ki, dönemin en gürültücü yetkililerinden kimileri, hem iyisi hem de kötüsü için 'en' ile başlayan karşılaştırmalarda ısrarcıydılar." Roman veya filmlerde genelde en sıkıldığım nokta iyi karakterin her konuda saflık noktasında iyi, kötünün de her konuda piç olmasıdır. bu kitapta ise başlarda biri kahraman, diğeri de ezik ve yetersiz olan iki karakterin kitabın sonlarında adeta yer değiştirmesidir. o kahraman yardıma muhtaç, ezik duruma düşmüşken diğer karakter kahraman durumuna geçmiştir. ve bu geçiş kitapta o kadar iyi yedirilmiştir ki dickens'e hayran olunmamak imkansızdır. 1789 ihtilalinden önceki fransa da ki açlık, yokluk, yoksulluk, soyluların halkı aşağılayarak yok sayması iyi bir şekilde betimlenmiş olup, 'bir şarap fıçısının kaldırıma düşüp kırılması ile yola dökülen şarapları içmek için halkın adeta yerleri yalaması, evremonde ailesinin halka yaptıkları' buna örnek teşkil ediyor devrimden önce ezilen güçsüz, çaresiz insanların devrimle beraber gücü eline aldığında nasıl bir canavara dönüştüğü ise ayrı bir ironi(: küçük ve silik insanların , sevgi gibi kavramlar söz konusu olduğunda nasıl da birer dev onur abidesi haline
İki Şehrin HikayesiCharles Dickens · Ema Kitap · 201876,5bin okunma
‘‘lakin tek korkum; yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.”
Puan vermedi·95 syf.·
2020 98. kitabı
Merhabalar:d Öncelikle bu güzel kitabı bana tavsiye eden çok sevdiğim dostum https://1000kitap.com/Wendaaa teşekkür ederim. iyi ki beni tanıştırdı Sadık Hidayetle. Kitabın incelemesinden önce hidayet’in kendisi hakkında şu önemli bilgileri aktarmak istiyorum. Çağdaş iran edebiyatının en büyük yazarı olarak kabul edilen ( tabi öldükten sonra) sadık hidayet'in, hüzünlü hayat hikayesinden derin izler barındıran ve iran'da yasaklanan ilk romanı. ilk yayınını 1936 yılında hindistan'da yapılan ve iran'da satışı yasaklanan roman. kitap üzerine herhangi bir yorum yapmanın haddime olmadığını da düşünüyorum. Sadık hidayet depresif bir insan. fakat normal bir insandan çok daha depresif bir insan. ilk intihar girişimini 25 yaşında marne nehri’ne atlayarak gerçekleştiriyor fakat kurtarıyorlar. daha sonra 23 yıl sonra paris’te bir ev kiralıyor. takım elbisesini giyiyor, tıraşını oluyor, evde ki tüm hava alacak delikleri kapatıyor ve hava gazını açarak intihar ediyor. kitabı özümsemek için sadık hidayet'in hayat hikayesini de bilmek gerekir. çok ağır depresyonlar yaşamış, kaç kez intihar girişiminde bulunmuş ve 48 yaşında kendi eliyle yaşamını sonlandırmış ve o kadar kederli bir ruh... okunmayı fazlasıyla hak ediyor. Kitap iki kısımdan oluşuyor ilk kısmı anlaması biraz zor ve kasvetli bir yapısı var. ikinci kısmı okumaya başladığınız zaman yazarın ilk kısımda neler anlatmaya çalıştığını ve nasıl bir ruh haline sahip olduğunu anlıyacaksınız. Ölmeye ve öldürmeye meyilli, melankolik, afyon bağımlısı bir insan olarak düşünüyorsunuz ve ölüm şeklini düşündüğünüzde pek de hayat dolu olmadığını anlıyorsunuz okurken kitabı bir bütün olarak ele almak gerekli. bir bütün olarak ele alındığı zaman ne kadar büyük bir eser olduğu ortaya çıkıyor. sıradan bir yazarın yazabileceği nitelikte bir eser
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
Ah ! Ne güzel bir kitaptın sen öyle !
Puan vermedi·76 syf.·
2019 89. kitabı
Merhabalar:D 'Ah' demenin en güzel hali oldun sen! Beni tanıyanlar bilir bu kadına olan tutkumu. Bilmeyenler siz de öğrenmiş oldunuz, tanıştığımıza memnun oldum. Çünkü ikimizde aynı yerden hasret aynı yerden yara aldık. Annesizliğin yarası… Annem çok sevmelerin kadınıydı. Bazen sevinince annem gibi, Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına. Annem çok sevinmelerin kadınıydı, Sıcak yemeklerin.” Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna… Derler ki ;"birine altı çizili kitaplarınızı vermek, yaralarınızı emanet etmektir bir bakıma.Ah Didem senin yaraların iç çekişlerin bize emanet.Ya benim… Annesizlik beni şair yaptı" demiş bir röportajında Didem.Annesi öldükten sonra babasının yeniden evlenmesiyle zorlu hayatı başlamış.Kimse yaşamadan anlıyorum demesi bana şaçma geliyor.Bunu kabullenmek ne kadar zor  iliklerine kadar ağırlığını hisseder yarım bir insan gibi yaşarsın.Hayat ona güzel yüzünü göstermemiş;annesinin kaderini yaşamış o da sonunda. Dünya adil bir yer değil bunu her gün söylemekten neden yorulmuyorum. Ne yazık ki tıpkı annesi gibi genç yaşta kanser nedeniyle hayatını kaybederek kızına doyamadan bu bok dünyadan ayrılmış. En çok da kızıyla yaşayamadığı yıllara ve kızının yalnızlığına üzülüyorum.Hayat herkese adil davranmıyor be. Onun her Ah deyişin de her özlemin de neden Allah'ım dedim her acı tamam da neden annesizlik onun yarası kapanmıyor her şey geçiyor ama şurada ki acı, özlem hasret bitmiyor bitmiyecek... Didem'in dediği gibi... Kaybolmak istemiştim bir zamanlar Kapının arkasında yokum demiştim Ve divanın altında da.
Ah'lar AğacıDidem Madak · Metis Yayıncılık · 202126,3bin okunma
Puan vermedi·144 syf.·
2019 69. kitabı
Merhabalar :d  Başlamadan şunu belirtmek istiyorum;kitabın her paragrafında o kadar derin anlamlar taşıyor ki insan kendini durup bir dakika o paragrafın üstünde düşünmekten alıkoyamıyor. Ve her okuduğumda aklıma Şeker Portakalı gelir. küçük Zezem benim ah neyse kitaba dönelim!Üzerine uzunca düşündüğüm bir paragraf da şöyle yazıyordu; “Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Özelikle büyüklerin! Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de insanların arkadaşları yok artık. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!” Uğrunda emek harcadığın, tanımaya anlamaya çalıştığın kişi sende yeniden anlam kazanır, onu diğer milyonlarca insandan ayıran şey sendeki anlamıdır. Ve bu yüzden Küçuk Prens kitabındaki kahramanımız pilot ile bize iç dünyasının kapılarını açıyor. Aslında pilotun karşılaştığı “küçük kişi” hepimizin içinde saklı duran çocuk belki de yetişkinliğin verdiği ağırlıkta ihtiyaç duyduğumuz özümüzdür.Küçük prens gittiği gezegenlerde yeni insanlarla tanışır. Ve sırasıyla Kral, Kendini beğenmiş adam, sarhoş, iş adamı, bekçi, kaşif, demir yolu makasçısı ve satıcıdır. Aslında bu  insanlar günlük hayatımızda hepimizin karşılaştığı belki bizlerin de onlardan biri olduğumuz yetişkin tiplerini temsil ederler, bencil, materyalist, hükmetme arzusuyla yanan derdi sadace para mevki olan… Ve kitapta çok beğendiğim bir paragrafta şöyle diyordu;“Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtınız mı, hiçbir zaman size önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: “Sesi nasıl? Hangi oyunu sever? Kelebek toplar mı?” diye sormazlar. “Kaç yaşındadır? Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası kaç para kazanır?” diye sorarlar. Ancak o zaman tanıdıklarını sanırlar
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2017279,9bin okunma