İnsan dedesinden ve ninesinden, ne öksüz, ne yetim, ne de dul kalır. Onları uzun yolun bir yerinde doğallıkla, dalgınlıkla, sanki bir şemsiye unutur gibi bırakırız.
“Anamızın karnından doğup mezara girene kadar kandırılmıyor muyuz sanki? Ama yaşıyoruz işte. Sen sadece tüccarlara değil, bütün düzene, bütün bu yaşam biçimine meydan okumuş oldun. Senin için korkuyorum.”
“ insan oğlunun gözü hiç doymaz, ne kadar çok versen o kadar çok ister,” denirdi hep. Sanki kötü bir şeymiş gibi. Oysa insan oğlunu diğer türlerden ayıran, sahip olduklarıyla yetinen hayvanlara üstün kılan da bu özelliği değil miydi?