Ufuk kesilmiş ve görünür dünya, yüz ikiyüz adıma düşmüştü. Günlerdir bu bekleniyordu zaten. En yakın tepeler bir batıp bir çıkıyordu. Bulutlar, korkusuz, gailesiz aşağılara iniyorlar, ovaya soğukluğu serpip yeniden yükseliyorlardı. Her taraf buz, ayak kesiliyordu. Bugün beyazın adaleti ovayı tepelere, dağlara benzetecekti. Gökyüzü alabildiğine sargındı.
Tokluk, hayatı düşündürür. Tokulukla birlikte hayatla olan bağlar artar, kavileşir. Tokluk bir gavur şeydir. İyi bir gavurluktur tokluk. Kini azaltır, hoş görürlüğü arttırır.
"Sen bekle gelince taşa tut."
...
Hasan kısrağı yarı yolda karşıladı. Ürkütmeye çalıştı. At, hiç oralı olmadı. Hasan'a donuk donuk baktı. Durmadan değen taşlara aldırmadı ... Sağ kaşının üstünden sızan kan göz kıyısından burun çene boşluğu arasına indi.
...
Rüyasında cebine taş dolduruyordu boyuna, taşlar kum parçaları olarak ceplerinden toprağa akıyordu. Bir taş eline geçti cebinden. Dorukısrak'a fırlattı. Sonra taşın peşinden koştu. Taş, ata varmadan yetişti. Taşı tuttu. Köye, kendi evlerine doğru attı.
Çocukluk neydi ve çocukluğumuz nasıldı diye soranlara içerisinde masumiyet, samimiyet, merak, arzu, ... ve nicesi kavramı barındırarak harika bir anlatım ile aktarmış bizlere geçmişimizi Sulhi Dölek. Bir çocuğun kendi dünyasında nasıl da yalnız kaldığını, aldatıldığını, anlaşılmadığını lakin tüm bunlar olurken bir çift meraklı yetişkin gözündeki değeri ile yaşama dair neşesinin nasıl da yeşerdiğini görebiliyoruz. Sulhi DölekKorugan