Bahşiş ve ihsan hususunda Hazret-i Ömer, Arablarla azadlı kölelerini bulundukları derecede eşit tutmuştu. Bir gün Hazret-i Ömer'in mal memurlarından birine bir kavim geldiğinde Arabların parasını verip azadlı kölelerini terk etmişti. Hazret-i Ömer ona: "Kişiye Müslüman karındaşını tahkir etmek, kötülük olarak yeter" diye ikaz etmişti.
"Vallahi, eğer Arab olmayanlar, amel ile varıp da biz amelsiz gidersek kıyamet günü Hazret-i Muhammed'e onlar, bizden evlâdır. Zira ameli noksan olan kimseyi nesebi ileri götürmez"
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Hazretleri, Şâm beldelerinin feth
olunacağını Ashabına haber vermişti. Hazret-i Ömer (ra) bu mucizenin kendi zamanında meydana gelmesinden dolayı pek ziyade memnun oldu. Pek çok Ashâb-ı Kiram ile birlikte Kudüs-i Şerîf şehrine büyük bir neşe ile dahil oldu. Sahretullah'ı süpürüp temizledi ve bir Mescid-i Şerif binasının tamir edilip ibadete açılmasını emrederek Medine-i Münevvere'ye geri döndü.
Tarihe gömüyorum acıyı ve ölümü
Yenilgiyi zafer şarkılarına
Çünkü sen geldin; kumrular geldi
İçim içime sığmıyor
Umurumda mı sanki ayrılık trenleri
Ateşten gemiler, çöl çiçekleri
Ay tutulması, rasathaneler
Umurumda mı sanki
Sen geldin, çöllere yağmurlar geldi
Kokusunu unuttu dünyanın çiçekleri
Bana göre değil acı ve ölüm
Gurbet kokan bir hayatım var benim
93 harbinden kalma sokaklarında
İkindi sonrası açan lâleler
Eritir dağların kirli karını
Susuz bir denizde hırçın dalgalar
Deler karanlığın kulak zarını
Sen geldin, vefakâr duygular geldi
Yakamozlar oynaşıyor sularda
Benim de sırlara erme çağımdır
Buzlu bir vadide gelindir, sevda
Sevda benim sessiz ağırlığımdır
Sen geldin; limanlara
Umut yükleyip boşaltan gemilerle
Ermiş kaptanlara muhabbet duyan
Meczup tayfalar geldi