Kadın erkek ilişkilerinin evliğe giden sürecindeki en büyük meselelerindendir "sahip olmak" mevzusu. İnsan birisini sevdim mi, o benim duygusuna kapıldım mı daha bir yırtıcı agresif olabiliyor. Öyle ki babasından, kardeşinden, anasından, arkadaşından kıskanıp muhatabına hayatı zindan edenleri bolca duymaktayız. Peki nedir bu meselenin aslı? Bence, şudur: İnsanın nefsi! Tamamen insanın benlik duygusundaki sahiplik arzusu. Ben O'na sahip olacağım! İki dünya bir araya gelse o benimdir! Vs. vs. Ama gelgelelim bu güzel bir duygu olmasına karşın dozu ayarlanamadığı sürece ilk olarak şahsın olmayacak şeyi muhatabı olacaktır. Kimse kendini bir başkası tarafından boğdurmak istemez. Ha bu bizim olmasını istediğimiz şeyi bırakalım anlamına da gelmiyor elbet. Ama dozunu iyi ayarlamamız gerektiğini de bilelim. Misal; Baklavaya çok şerbet katsak yenir mi? Oysa şeker, tattır. Ama o bile yenmez hale gelir, değil mi? Ben bunları yazıyorum ama ben de sizler gibi cahilce geçtim bu yollardan. Ben eşime: "Tribini bile bana atacaksın artık" diye kıskanarak geçtim bu yolu. Sonra mı? Attı, dibini sıyırdı sağ olsun. :))
Demem o ki güzel kardeşim: Hepimiz Allah'ın kuluyuz. Sahibimiz Allah'tır. Birbirimize ancak bir süre refakat edici yolcularız. Bu bilinçte kalalım ki ne kendimizi, ne muhatabımızı yormayalım. Zira senin olmak isteyen en ince bağ olan saçının ucuyla bile sana bağlanır dilerse. Senin olmak istemeyense yanında zincire vursanız gönülden kaçar sizden. Artık ikisi ortasında bir şeyler tutturun. Çok mu zor? Vallahi çok zor. Kim dedi size kolay diye. Hadi bakalım, Rabbim muvaffak etsin çıktığınız yollarda.