“Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişemeyeceğinden korkuyorum.”
Profesör alaycı, acı bir sesle, “Evet, tastamam öyle. Zayıfları iyileştirecek devasa bir hayır kurumu,” dedi.
“Budalalık. Zayıflık iyileşmez ki. Ama gene de Michaelis belki o kadar da yanlış düşünmüyor. İki yüzyıl sonra dünyayı doktorlar yönetecek. Bilim daha şimdiden her şeye hâkim. Belli olmuyor belki, ama gerçekten hâkim. Ayrıca, bütün bilimler gelişerek, sonunda insanlara hizmette mutlaka sağlık bilimiyle birleşecek; ama zayıfları değil, güçlüleri iyileştirmek için. İnsanlar yaşamak ister yaşamak.”
Kaderin bize ölümcül tuzaklar kurduğunu, kimi zaman bir düşüncenin zihnimizde kök salarak bağımsız bir gücü, hatta bizi yönlendiren bir sesi bulunan somut bir varlığa dönüştüğünü ona nasıl söyleyebilirdi?