"Hayatımızın, özgürlüğümüzün, mesleklerimizin çalındığı,
Türk ordusunun yok edilmeye çalışıldığı bu kumpasın farklı
versiyonlarının günümüzde hala yaşandığını görmek, bizler gibi
geçmişi acı bir şekilde tecrübe eden tüm subaylara yine o günleri
anımsatmaktadır."
Cihan Arık'a kitap yazım sürecinde o dönemlerde cezaevinde yaşadığı olayları sorduğumda şu yanıh verecekti: "O zaman gazetelerde okumuştum, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın
İmralı'da günlük 2 saat havalandırması varken bize günlük 1 saat 15 dakika havalandırmaya çıkma izni veriyorlardı. Çözüm sürecinin tohumlarının atıldığı dönemde teröristbaşına tanınan imtiyaz, aynı dönem Türk
subaylarına reva görülen muamele ... Yine o dönem Samanyolu televizyonunda, Tokat Reşadiye'deki terör saldırısının 'cezaevindeki teğmenlerin talimatı ile yapılan' diye haberleri yapılıyordu. FETÖ kurduğu
kumpas ile Türk ordusunu hem cezaevinde hem de dışarıda psikolojik
olarak yıpratma ve yok etmeyi amaçlıyordu. Nitekim bir zaman sonra
koğuşumuza gelen Yarbay Ali Tatar yapılan bu zulmü onur meselesi yapıp hayatına son vererek kumpas davalarının ilk şehidi olmuştu. Cezaevinde askeri yönetim tek tip kıyafet uygulaması, 22 kişi kaldığımız
koğuşa 10 kişilik akşam yemeği verilmesi, kitaplarımıza gelen kısıtlamalar, cezaevi müdürünün sık sık bizi hücreye atmakla tehdit etmesi gibi
inanılmaz tutumlarla bu süreç bize karşı içeride psikolojik yıldırmaya
dönüştü."
Çünkü sansürleme imkanı bulamadıkları Avrupa basını,
kendi halkından, kendi basınından, kendi ordu mensuplarından ve gerçeklerden çok daha önemliydi onlar için.
Gürcan Onat, Atatürk fotoğrafı takmanın da ilkellik olduğunu söyledi. Akit TV sunucusu "Bir törende bir siyasi liderin,
Atatürk'ün resmini takmak mecburi mi" diye sordu. Gürcan
Onat "Bizim zamanımızda böyle bir şey yoktu. İlkellik tabii ki"
yanıtı verdi.