Siyah ve kırmızı
Sana aşık olmak
Hayatımda umduğun narin ufkulara bağlanmak gibi
Tenin tenime değdiği zaman gül parfümü kokardı
Üstüme sinerdi üstüm sen kokardı
Sana karşı her bağrışım senden her ayrılışım
Diken batarcasına yüreğimde kan akıtırdı
Seni sevmek âdeta bir gülü sevmek gibidir
Seni düşlediğim her an
Seninle birbirimize kurduğumuz her vakit
Sadece bir nefes mesafesiyle kalan dudaklarımız
Hazlığımızı arttırdığı her saniye içim tutku dolardı
Gözlerimiz karşı karşıya geldiğinde kurulan temas
Âdeta bir yağmur damlasının yer yüzündeki su birikintisine
düşmesi kadar huzurlu...
Ayrı kaldığımız her gün üzerime çöken kara bulutlar
İçim sıkıntı dolardı,çaresiz kalırdım
Alışılmışım sendin
Şimdi ise sana ait geride kalan siyah mücevher yüzük ve eski bir siyah beyaz fotoğrafın
Kullaklarm da çınlıyan kahkahaları..
Hasretimin altında bırakıyor
Kuşkusuz cümlelerimi
Bir senin varlığına anlatırdım
Ölene kadar güvenirdim sana
Soluksuz gülüşlerindeydi huzurum
Beni yalnız hissettirmeyen kadife sesinde
bulurdum benliğimi
Şimdi ise gece yarısı yağmur damlaları
yağarcasına dökülen gözyaşlarımı düşünürüm
Ağaçta sarılan umudu olmayan yaprakları
anımsadıkça
Kendime yapmış olduğum gurursuzluk ve sana karşı çaresiz
mücadelemi anımsardım
Yüreğim incinirdi
İçimde kopan umutsuzluk kargaşında kaybederdim kendimi
Hissederdim kendimi durgun bir poyraz gibi
Âdeta beyaz bir zakkum gibi
Her düşüncemin altındaki sessizlik
Sukûneye karşı isyan çığlıkları
Hayatın üzerime çöküşü
Bir yaş incisi kadar zarif
Bir okyanus gibi karışık
Her düşlerim bir ufkun kadar kaidesiz
hüsranlı
Başka diyarlar kadar kalabalık
Her gözlerimin içsiz mutsuzluk
Âdeta kırılan kadehin parçaları yüreğimi yaralıyor
İçimi yaralayan her derin kesik
Hayata karşı mücadelemi gösterir
Kimi zaman kâinatta kalan ruhum
Hislerimin tarifini anlatırdı
Dokundururdu
Ağlatırdı
Canımın yanması bir mumun üzerine kağıt kıvımcıları oluşan
kadar basitti
Bir poyraz kadar sert çaresizliğim
Sûkune de âdeta bir kar küresi gibi