Bu öyküdeki metaforlar, bir kadını içgüdüsel vahşi duyumlarına tam olarak kavuşturmaya dönük bütün süreci örneklemektedir. Kemikleri toplayan yaşlı, içimizdedir. Bu vahşi Benliğin ruhsal kemikleri içimizdedir. Bir zamanlar olduğumuz yaratık gibi tekrar ete kemiğe bürünme potansiyeli içimizdedir. Kendimizi ve dünyamızı değiştirecek kemikler içimizdedir. Soluk, içimizdedir, doğrularımız ve özlemlerimiz de; bunlar hep birlikte bir şarkıyı meydana getirir, söyleme arzusuyla yandığımız yaratılış ilahisini.
Yaşlı kadın kemikler üstüne şarkı söyler ve o şarkı söyledikçe, kemikler ete bürünür. Biz de, bulduğumuz kemiklerin üstüne ruh döktükçe "oluşuruz". Özlemlerimizi ve hayal kırıklıklarımızı gençken olmaya alıştığımız şeylerin, geçmiş yüzyıllarda bilmeye alıştığımız şeylerin kemikleri üstüne ve gelecekte hissettiğimiz diriliş üstüne döktükçe, dört ayak üstünde sağlamca dururuz. Ruh döktükçe yeniden canlanırız.
"Bırakın zihniniz, dikkatin tek bir hedefe yönelmiş ışınları sayesinde bir merceğe dönüşsün; bırakın ruhunuz, zihninizi bütünüyle ele geçiren, merakınızı cezbeden fikre dört elle sarılsın."
:')
Akıllı makineler ile insan kabiliyetleri arasındaki uçurum kapandıkça, işe "yeni insanlar" yerine "yeni makineler" almak işverenlere daha cazip geliyor.