Gülay laylay

Biz de burada bedenimiz Akdeniz 'in doğusunda, bir yanağımız Avrupa'da, öbürü Asya' da, kollarımız Kafkasya ve Balkanlarda, ayaklarımız Ortadoğu'da, 1453'te İstanbullu oluşumuzdan başlayıp 1876'daki ilk Anayasamızdan sonra iyice alevlenerek, bir kimlik sorunuyla boğuşur ve boğulur dururuz. Bizler de, "Acaba Avrupalı mı yoksa Asyalı mıyız?" sorusuyla büyürüz Türkiye 'de. Kendimizi bu soruyla hırpalar ve başkalarına da hırpalatırız. Monarşiden demokrasiye giden o kanlı ve yorucu yolda Türkiye' nin karakteri de hüzündür.
Reklam
Adil olmak dünyanın en büyük eziyetidir. Ama bi defa muvaffak olursan, gözündeki perde kalkar, vicdanında körlük biter, artık hür olursun fakat bundan sonra bütün namussuzları çıplak görmek zorunda kalırsın.
Ben onu diğer bülbüllerden ayırabiliyorum.. Onun adını Anzak bülbülü taktım. Bunu neden yaptım, bilmiyorum. Her gittiğimiz yere, her gördüğümüz şeye kendi adlarımızı takmak, oralara uygarlık gördüğümüzü sanmak bize has bir hastalık mı, yoksa bütün milletler mi böyle? Bunu da bilmiyorum.
Çıkarma yaptığımız plaj normal şartlar altında çok güzel bir yer olmalı. Normal şartlar altında! Fakat biz bu plaja öncelikle kendi adımızı vererek normal şartları değiştirdik. Büyük ihtimalle Türklerin kendi dillerinde bir adı olan bu sahile Anzak koyu adını verdik. Bu bana Keri'nin sözlerini hatırlattı. O bana, "Siz buraya Yeni Zelanda adını koymadan önce zaten buranın bir adı vardı. Burası Aotearoa; Uzun Beyaz Bulut 'tur., çünkü Yeni Zelanda uzun beyaz bir buluta benzer," demişti. Öyle demişti Keri.
Başkası söyleseydi güler geçerdim, ama bizzat tecrübe ettikten sonra küçük mucizelerin ancak inananların başına geleceğine ben de gönülden iman ettim.
Reklam