Biz de burada bedenimiz Akdeniz 'in doğusunda, bir yanağımız Avrupa'da, öbürü Asya' da, kollarımız Kafkasya ve Balkanlarda, ayaklarımız Ortadoğu'da, 1453'te İstanbullu oluşumuzdan başlayıp 1876'daki ilk Anayasamızdan sonra iyice alevlenerek, bir kimlik sorunuyla boğuşur ve boğulur dururuz. Bizler de, "Acaba Avrupalı mı yoksa Asyalı mıyız?" sorusuyla büyürüz Türkiye 'de. Kendimizi bu soruyla hırpalar ve başkalarına da hırpalatırız. Monarşiden demokrasiye giden o kanlı ve yorucu yolda Türkiye' nin karakteri de hüzündür.