Gülay laylay

" Onları meseleleriyle ilgili konuşturuyordun ," dedi Ruth suçlayıcı bir havada. " İtiraf ediyorum. Kendi meslekleriyle ilgili birer fiyasko olan bu insanlarla bir de başka konularda sohbet etseydim nasıl bir eziyet çekerdim artık sen düşün. Geçmişte , toplumun bu üst tabakalarında, kültürün sağladığı her türlü faydadan istifade edilen bu yerlerde..."
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ruth, yoksulluğun tatsız bir şey olduğunun farkında olmakla beraber, orta sınıfa özgü teselli edici bir hisle, yoksulluğun aynı zamanda faydalı, köle gibi çalışmaktan mahvolmuş umutsuz erkekler dışında tüm erkekleri başarılı olmaya teşvik eden etkili bir unsur olduğunu düşünüyordu.
Ruth'un kendisine baktığının farkında değildi; Ruth ise dikkatli onu izliyor , dikkat çekici ve üstün güçleri olan, vaktini vasatta ve başarısızlığa mahkum hikayeler ve şiirler yazarak ziyan eden bu genç adamı nasıl da tuhaf ve karmaşık bir ruhun yönettiği üzerine hayalperestçe tahmin yürütüyordu.
Konstantiniye'ye geldiğinde elinde bir kabul fermanıyla doğruca dilenciler loncasına gitti. Bu garip mekanda , ilk bakışta diğer meslektaşları tarafından Hüsnü kabul görür gibi oldu. Ona bir hoş geldiniz ziyafeti verilmiş ve önüne bir tas kebabı çıkarılmıştı. Bütün yemeği iştahla yiyip üstelik bir de tencereyi ekmekle sıyırdığında, o zamanki dilenciler kethüdası pis pis sırıtarak ona, tas kebabındaki etin domuz eti olduğunu, bilindiği gibi bu eti yiyenin duasının kabul olunmayacağın,ı dolayısıyla kendisinin artık duası gayrimakbul bir dilenci olduğunu anlattığında duyduklarına inanamadı. Kendisine yapılan bu şaka onun ekmeği ile oynamaktı. O kadar kızdı , o kadar kızdı ki, korkuyla bakan konstantiniye dilencilerine, " ömrünüz ah edip vah işitmekle geçsin, burnunuzun sümüğüne bereket olsun, mekanınızda baykuşlar banlasın, gömleğiniz alev olsun, her parçanız bir kurdun ağzında kalsın, Allah size uyuz versin de kaşınacak tırnak vermesin, kefeniniz Kara bezden olsun, iki gözünüz bir delikten baksın, Sur üflendiğinde hiçbiriniz duymasın" diye ezberindeki duaları okumaya başladı. Dilenciler bu beddualar ya tutarsa diye o kadar çok korktular ki, kendilerini affettirmek için o gün kazandıklarını yeni pirlerine verdiler. Ancak domuz artık bir kez yenmişti, böylece, bağdat'tan gelen bu dilencinin adı Hınzıryedi olarak kaldı.
Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları , çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı Bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi?