Buraya kadar iyi de bundan sonrası tatsız. Binbir meşakkatle gelip görev yapacakları köyü görmüş, burada bir mevsim geçirmiştirler. Ve elbette ki Hanya'yı Konya'yı anlamıştırlar. Aralarındaki aşkı -nasil bir aşk ise - yel üfürmüş, şu götürmüş. Şimdi oğlan Konya'dan vaz geçmiyor, kız Hanya'dan.
Erkeğin elinde bir bavul, kızın kolunda hasır örme bir çanta vardı. Yazlık kıyafetleriyle birbirilerine yakışıyorlardı. bir de bebekleri olsa, uzaktan mutlu bir aile fotoğrafı olarak görüleceklerdi. Ama mutluluk fotoğrafa yansır mı acaba?
Bu iş sana göre değil ama ne yapalım dedi. Biliyorum, canın sıkılacak,fakat insan yavaş yavaş alışır. gördün ya kimsenin bir iş yaptığı yok. Mesele o odanın içinde bes on saat oturuvermekte. Lüzumsuz gibi görünür ama , bunsuz da dünya dönmüyor. Öyle ya , herhalde böyle boş oturmanın da bir hikmeti var. Bir bakarsın, hükümetteki işlerin hepsini eli kalem tutan iki kişi bile çevirir dersin. Lakin o kalabalık olmasa alem birbirine girer. Mesele memurların yaptığı işte değil, onların mevcut olmasında. Şimdi sen o tozlu odada oturdukca kendi kendine : Benim burada ne lüzumum var diyeceksin ! Yanlış ! Mademki sen bir kere hükümet kapısından içeri adımını attın, artık lüzumlusun. Sen olmasan muhakkak bir yerde bir aksaklik çıkar . bunları işkembeden atıyorum sanma, bir zamanlar ben de başka türlü düşünüyordum; her şeyi aklımla halletmeye kalkıyordum. Fakat artık dünyada bir tek şeye inanıyorum: o da tecrübe. Sana söylediğim şeyleri otuz seneye yaklaşan bir hayat bana öğretti.sen de yavaş yavaş yola gelirsin. Benim şurada üç günlük ömrüm kaldı . Aklında bulunsun diye bunları söylüyorum. Hayattan fazla şeyler bekleme . Dünyada her felaketin içinden en az zararla sıyrılmanın yolu hayata uymak, muhite uymak, hiç sivrilmemektir.
Selahattin bey de içiyordu ve kocasının sarhoşluğu karısını herkes nazarında yavaş yavaş bir şirret ve tecrübesiz kız mevkiinden alıp bir sabır ve feragat melaikesi mertebesine çıkarıyordu.