Milletler için olduğu gibi insanlar için de en büyük mesele bağımsızlıktır. Fakat imkânı var mı? Benim olan bana ait gibi görünüyor. Halbuki ben daima benim olana aitim. Mülkiyeti tartışma götürmez yegâne şey “benlik” olmak icap eder. Fakat işin derinliklerine inecek olursak, kimseye bağımlı olmayan, başlı başına, ayrı ve mutlak bir unsur nerede?
Aziz Olaf’ın eski İskandinavya “saga”sını okurken şu görüşme daima dikkatime çarpmıştı: “Kime inanırsın? diye kral bir askere sordu - Cevap şu oldu: Kendi kendime.” Bu, hakiki kahramanın hakiki sesidir. Kendine inanmayan yaşayamaz.
“Eğer ruhun bedenden bedene geçmesi doğru ise, birçok hayvanda bir insan ruhunun mahpus olduğunu kabul zorunluluğu vardır. O zaman vicdanımıza karşı şu soru yükselir: Bu kadar mahpus ruhu nasıl kurtarmalı? Hayvan suretinde yeniden dünyaya gelmiş bu adamlara ilk şekillerini nasıl geri vermeli? Bu kurtarıcılık eseri karşısında bütün öteki idealler ne kadar küçük kalıyor! Benzerlerimizden bazılarının açlıktan, soğuktan ıstırap çektikleri oluyor, ama ne de olsa bunlar insandır, konuşabilirler, sevebilirler ve en mühimi, elleri vardır, hiçbir makinenin asla yerini tutamayacağı harikulade birer alet olan elleri. Düşününüz, ruhunuz, siz öldükten sonra bir ayının kıllı postu veya bir yılanın kabukları için kapatılmış olursa ne işkenceler duyarsınız. Bir insanın arzularını duymak, sonra da, konuşmak, gülmek ve başkalarının merhametini çekebilmek tesellisi bile olmadan hayvan gibi yaşamaya mecbur olmak!"