Babamın sözleri kafamda yankılanıyordu. Beslenecek bir boğaz... Demek onun gözünde ben bir yüktüm ve sırtından atmak için ilk fırsattan yararlanmıştı...
Doğru, her zaman, sahip olmak isteyeceği uslu, küçük bir kız olmamıştım. Ama saçmalıklar yapmak çocukların doğasında vardır, öyle değil mi? Ve ben babamı bütün kusurlarına rağmen seviyordum ;üstüne sinen kat kokusuna, bizi birkaç lokma ekmek dilenmek için ısrarla sokağa göndermesine rağmen.
"Tanrı'nın cezalandırıcı olacağına inanmıyorum," diyordu babam. "Tanrı şefkat ve merhamet doludur. Onda şiddet yoktur." Sarı gözlerini babamın yüzüne dikerek bir süre öylece bakmıştı Nesim. "Yanılıyorsun," demişti sonra başını usulca sallayarak, "Tanrı merhametten de, şefkatten de daha büyüktür. Tabii, şiddet ve cezadan da. O'nda hepsi vardır, O'nda hepsi birdir. Bir olmak demek, çok olanı bir görünümde toplamak demektir, ama farklılıklarını silmeden, aynılaştırmadan, birbirine benzetmeden. Çünkü her varoluşun bir anlamı, bir gereği vardır. Çoğu zaman mesele Tanrı'nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı ;alimler bilimi görür, cahiller mucizeyi. "