Yazarın daha önce Türkçe'ye çevrilmiş tüm kitaplarını okudum. Tarzını, yazımını seviyorum. Tereddütsüz aldım kitabını o yüzden.
Bu kitabında yazar kendi yaşadıklarını temize çekmiş gibi. Yaşadığı ikilemler, sektörün hali, linç kültürü, yazarların yaşadıkları vs. Fakat hangi çerçeveden baktığı çok muğlak gibi.
Kitapta ana karakter beyaz Amerikalı bir kadın. Tüm kitap boyunca beyaz olduğu için sıkıcı bulunduğunun şikayetini yapıyor, ters ırkçılığa maruz kaldığını söylüyor. Ancak ana karakter bir anti kahraman çünkü ölen Çin asıllı Amerikalı en yakın arkadaşının dahiyane son kitabını çalıp kendi adına yayımlatan biri. Beyaz anti kahraman bize sektörün b.ktanlığı anlatırken ona hak veriyoruz. Sonra öyle bir bencilce laf ediyor ki tüm sempatimizi kaybediyoruz. Yazar hangi fikre tam olarak hak veriyor safı ne anlamıyoruz.
Normalde bir yazarın kurgu kitabından yola çıkıp bu yazar ne düşünüyor, hangi tarafı haklı görüyor düşünmeyiz. Ama yazarlık hakkında, ırkı nedeniyle sektördeki yeri hakkında böyle bir kurgu yazdıysa kitabın kendi hakkında olduğunu, kendince bir şeylere cevap verdiğini düşünmek çok doğal. Ama sonuç olarak aynı kitabın finalinde olduğu gibi açık uçlu, sadece sorular soran ama cevap vermeyen bir manifesto kalıyor sanki elimizde.
Ha bana kalırsa yazar istediğini yazsın ben yine okurum. Tarzını, dilini, akışını seviyorum. Ama bu kitabının amacını, kitlesini, ne anlatmak istediğini dahi tam olarak anlamadım. Taraf olmayan bertaraf olur gibi bir arada kalmışlık hissettirdi yalnızca bana.
Tam puan vermediğim şuan için tek kitabı. Yinede okudum, aktı gitti, bir şekilde bir his uyandırdı.
İyi okumalar..