Süfilere göre yaratılışın maksadı insanın Kalû Belâ da lezzetini aldığı aşkı yeniden keşfetmesi, onu ifade etmesi ve ona hizmet etmesidir. Bunun için bir yandan Sevgili aşığını çekmekte, cezbetmekteyken, diğer yandan âşık Sevgili'ye cevap vermek için can atar konumdadır. Çünkü sevildiğini bilmek kadar sevilmeyi ummak da aşığı mutlu eder. Keza âşığın sevgisini Yaratan'dan yaratılana yöneltmesi de gerekir. Sevgiliyi sevmek, Sevgili'ye ait olan her şeyi sevmek demektir. Bir kalp ancak böyle huzura erer. Bu huzurun anlamı bir yandan "mutluluk, saadet" ise de diğer yandan "Sevgili'nin eşiğinde olma"dır. Aşık ne kadar huzurda olursa o kadar çok sever, ne kadar çok severse o kadar çok huzur bulur, huzurda bulunur. Aşkın farkındalık hali huzurda bulunmakla mümkündür ve bu duygu sûfiye varlık ile daimi bir ilişki içinde olmayı önerir. Sevgili'nin huzurunda oluş bir teslimiyet halidir. Bu da aşkın tatmin olmuşluk ve rıza makamıdır.
Kullukta aşkı tadan kalpler kurtulmuştur. Kurtulan bir kalp için aşk hem azık hem gıda; hem dert hem devadır. Aşk bir ağaç olsa, gönül o ağacın gövereceği toprağa döner; aşk bir özne olsa, gönül sıfatı; aşk sıfat olsa gönül öznesi kesilir. Aşk gök olsa, gönül yere evrilip onun yağmasını bekler. Gönül bir maden ocağı, aşk bir cevher; gönül kandil, aşk nur veya alev... Gönül göklere dönse, aşk güneş yahut şimşek... Gönül bir küheylan, aşk bir süvari, aşk bir inci, gönül sadefi. Gönül bir bahçe, aşk çiçeği, gönül...