Madem yazma imkanım var, neden yazmayayım? diye sorduktan sonra kendimle sohbeti sürdürdüm. Ama ne yazacağım? Çıplak ve soğuk dört taş duvar arasında, ayaklarım özgür olmadıktan, gözlerim ufku görmedikten sonra, bütün günümü kapımın gözetleme deliğinden karşıdaki kasvetli duvara düşen beyaz lekenin yavaşca ilerleyişini gayriihtiyari seyretmekle geçirirken ve az önce anlattığım gibi cinayet suçu ve ölüm cezasından başka hiçbir şeyi düşünmezken, bu dünyada artık yapacak hiçbir şeyi olmayan biri olarak söyleyecek son sözüm var mı? Bu boş ve pörsümüş beynimde yazmaya değer bir şeyler bulabilecek miyim?
Neden olmasın?
Bunca zarif duyumun ortasında kasvetli bir düşünce nasıl belirebildi? Havanın ve güneşin coşkusuyla özgürlükten başka bir şey düşünmek bana imkansız göründü; umut etrafımdaki gün ışığı gibi içimi kapladı ve kendime güvenerek özgürlüğü ve hayatı ümit eder gibi hakkımda verilecek kararı bekledim.