Afrika’da büyümenin bir başka yararı da saf doğanın ve hayatın bir parçası olmamızdı. Hayatı biliyordum, ondan kaçmıyor, saklanmıyordum. Ve benim yaşadığım gerçek hayattı, televizyonlarda izlediğim başkalarının yaşamlarını gösterildiği yapay hayatlar değil. En başından beri hayatta kalma içgüdüsüne sahiptim. Mutluluğu ve acıyı birlikte öğrendim. Mutluluğun sahip olduklarınla ilintili olmadığını öğrendim çünkü hiçbir şeyim olmadığı zamanlarda da ben çok mutluydum. Ailemle birlikte olduğum zamanlar. Hayatımın en değerli anlarıydı. Yemekten sonra ateşin etrafında oturup ufacık şeylere bile güldüğümüz zamanlar …Ve yağmurlar başlayıp doğa yeniden canlandığında yaptığımız kutlamalar.
Somali‘de küçük bir çocukken hayattaki ufak şeylerle bile mutlu olmayı öğrendik yağmuru kutlardık çünkü yağmur su demekti. New York‘ta suya kim aldırıyor ki mutfakta bir şeylerle uğraşıp etrafta dolanırken açın musluğu aksın ihtiyacınız olduğu her an nasılsa elinizin altında o: BUUM! Sifonu çekersiniz ve su akar. Sahip olmadığınız şeyleri elde edince mutlu olursunuz bizim hiçbir şeyimiz yoktu o nedenle her şeyle mutlu oluyorduk.