Haccın Aslı
...
Yüce Allah Muhammed'in ümmetine verdiği haccı kendileri için ruhbanlık olarak kabul etti ve Kabe'ye kendi evi demekle onu şereflendirip kulları için bir ziyaret merkezi haline getirdi. Saygı için o evin etrafında bir harem meydana getirdi. Arafat'ı havuzun çevresinde bir oluk, haremin civarında bir toplanma yeri olarak tayin etti. Ağacını kesmekten ve civarında avlanmaktan insanları alıkoyarak bu mıntıkanın şerefini bir kat daha artırdı.
Kabe'yi, her taraftan insanların geldiği bir melikin huzuru gibi yaptı. İnsanlar Allah'ın mekândan münezzeh olduğunu itiraf ederek her taraftan toz, toprak ve sıkıntı içinde gelerek O'nun evini ziyaret ederler. Bu durum, gönüllerini daha çok yumuşatır, kulluk ve ibadetlerini pekleştirir, anlayış ve bağlılıklarını artırır. Bunun için hacılara, insanların anlıyamadığı ve mahiyetine akıl erdiremediği bazı ibadet şekillerini borç olarak yüklemiştir: Taş atmak, Safa ile Merve arasında gidip gelmek ve benzeri ibadetler gibi.
Tam kulluk, teslimiyet ve zillet böyle ibadetlerle belli olur. Zira zekâtın kendi cinsine bir acıma olduğunu, orucun, Allah'ın düşmanı olan şeytanın aleti sayılan şehveti kırmak ve huzur içinde ibadet yapmak için olduğunu; namazın içindeki rüku ve secdelerle de Allah'a karşı saygı ve tevazuun bulunduğunu akıl kolaylıkla anlar. Fakat taş atmanın ve sa'y etmenin hikmetini kavrıyamaz. Insan tabiatı, bunları kolaylıkla benimseyemez. Bunları ancak Yüce Allah emrettiği için yapar. Burada mantığa dayanmamak ve nefsi, arzulardan alıkoymak var. Zira aklın, mânasını anladığı her şeye, insanın nefsi de meyleder. Bu meyil de o emre uymayı kolaylaştırır. Bununla eksiksiz kulluk meydana gelmez. Oysa hac işlerinde mantığa dayanmayan birçok ibadetler vardır. Bunun için Resulüllah sadece hac işinde:
«ibadet et ve