Yüzyıllar boyunca değişmeyen bazı kült kuramlar var ki 16.yy da ne ise bulunduğumuz yüzyıl içinde hala aynı;kadının toplumdaki yerinin hep eksik kalması.
16.yy da kadın 16 yaşında evlendirilir, - kendi söz hakkı olmadan aile bireylerinin münasip gördüğü kişi ile-, tek görevi eşine kadınlık vazifelerini yerine getirmek;çocuk vermek, yemek yapmak, ev işleri. Çocuğun en az 5 yıl anne bağımlılığını da hesaba katarsak, yapılan her işe çocuk bakımı faktörünü paralelde eklemek doğru olacaktır. Tabii bu esnada 2.cocuk çoktan doğmuştur.
Ne kadar tanıdık hikaye öyle değil mi?
Bugün yanı başımızda hala devam ediyor.
Kadın için okuma hakkı yoktu, eğitim yoktu;peki bu yokluk içinde erkeklerin yazarlığı ve şairliğinin daha güzel olduğunun söylenmesi ne kadar doğru bir kıyas?
Yazarlar, şairler neden hep erkek? Kadınlardan daha iyi oldukları için mi gerçekten? Yoksa okuma yazma hakkının kadına tanınmamış olmasından mı?
Kadın şair düşünün? Aklınıza doğrudan gelen bir isim var mı? Yok.
Hadi diyelim ki tüm bu toplum, -erkekler- tarafından yapıştırılmış sorumluluklara rağmen yazma dürtüsünün peşinden gitti Kadın, çabaladı. Sonuç ne oluyordu dersiniz? Gittiğiniz yerdeki yetkili elbette erkek, tiyatro yazmak istiyorum bana bir iş verin diyorsunuz, önce sizinle dalga geçiliyor, burda işin yok; hem yazdıklarını kim okur bi kadının, diyerek alay ediliyor; hadi şans verdi diyelim günün sonunda senin kadınlığın onların hayır diyemediği boyuta ulaşır hamile kalırsın ve ö-lür ya da ö-ldürülürsün.
V.Woolf tam da bunlara değiniyor işte. Hak tanınmamış bir platformda nasıl erkeklerin önüne geçebilir bu kadınlar..
Yazma çabası olan bir kadının, mutfakta yemek yaparken aynı zamanda çocuğu ile ilgilenmesi paralelinde boş bir an bulup kalemi kağıdı eline alması ve o kopukluk içinde yazısını oluşturmasına