Melis

Melis
“Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, tümü değil.” Ulus Baker
Oysa insanlığın, halkın sınırları biraz soyuttur; nerede başlayıp nerede bittiği pek anlaşılmaz... Şimdi bu iki aydın tipinin yerini işçisiyle, köylüsüyle halktan gelen aydınlar dolduruyor, bir yandan da burjuva dediğimiz tüccar kökenli aydınlar türüyor... Bakalım köylümüz ne yapacak? Onun birinci görevi ışığa açılan yolu köylü kardeşi, dipte ve arkada kalan kan kardeşi için genişletmektir... Hangi bağdan gelirse gelsin kardeşlik gerçek bir olgudur... Benim söyleyeceklerim bu kadar... Eğer başınızı ağrıttıysam hepinizden özür dilerim..."
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Yaşamın üzüntü kaynağı olduğu; yaşamda kederden, ahlardan vahlardan, gözyaşlarından başka bir şey bulunmadığı doğru değil! Kederde bile ayrı bir soyluluk, aynı bir güzellik yok mudur? Yaşamın açtığı yaralar arasında insan hakları uğruna aydınlığa, özgürlüğe giden yolları genişletme uğruna verilen savaşlarda alınmış yaralar bulunabilir; inlemeler, ahlar vahlar arasında yenik düşmüş kahramanların soylu haykırışları neden olma sın? Bu haykırışlar alınacak öç için çağrı sayılmalıdır. Gözyaşı selleri arasında sevinç gözyaşları da vardır... Yer yüzünde yalnız alçaklar değil, mert insanlar da yaşama hakkına sahiptir; yeryüzünde yalnız iğrençlik değil; bir ışıltı, bir yücelik, büyülü bir güzellik de aranmalıdır. Ya şamda insan her aradığını bulabiliyor; ayrıca insanoğlun da, yaşamda bulunmayan yaratma gücü vardır. Bu güç şimdilik yetersiz olsa da ileride artacağı yüzde yüz. Yaşamak güzeldir; yaşam mutluluğa, sevince doğru koşan görkemli, coşkulu bir süreçtir. Buna inanıyorum, inan mamak elimden gelmiyor. Zor yollardan geçtim geldim ben bu duruma... İçinizden hiçbiriniz benim tattığım acıları tatmamış, çektiğim üzüntüleri çekmemiş, uğradığım horlanmalara uğramamıştır! Hanginizin derisi sır tindan diri diri koparıldı, söyler misiniz? Hanginizin göğsündeki yüreği neredeyse sökülüp, aşağılık heriflerin tükürükleriyle kirletilmediği kaldı? Bir keresinde döve döve sırtımda koca bir meşe sopası kırmışlardı da dok torlar etimden kırk yedi kıymık çıkarmıştı... Ama yaşam gene de güzeldir!"
Edebiyat
"İşte arkadaşlar, aklın olağanüstü gelişimini yalnızca seçkin insanlar için düşünebiliriz; ondan sonra da ister onların önünde saygıyla eğiliriz -onların bunu isteyeceğini pek sanmam ya- istersek onlara acırız... Şimdi de dönüp, 'aydın kesimi' dediğimiz kendimize bir bakalım. Bildiğiniz gibi bizleri edilgenlikle, uyuşuklukla suçlarlar; bizim eylem değil, söz ve düşünce adamı olduğumuzu, yaşamı etkileyecek bir gücümüzün bulunmadığını, kısacası yeryüzünde yeni bir yaşam kurulması savaşımında işe yaramaz yaratıklar olduğumuzu ileri sürerler. Ben bu savların doğruluğunu kabul ediyorum, çünkü bunları ileri sürenler gene aydınların kendileridir. İnsanın kendi kendini suçlaması içtendir, acıklıdır, hatta bazen de öfke eseridir ama her zaman doğrudur. Evet, bu savların doğ ruluğuna bütün yüreğimle inanıyorum! Bizler, ne yazık ki, acınası, zavallı insanlarız. Böyle söylediğim için bağışlayın beni. Hem sayıca öylesine çokuz ki! Kelle hesabıyla koca bir ordu oluşturabiliriz. İçimizde nice iyi, soylu istek vardır. Ağzımızdaysa bir yığın laf... Ama bir iş yapmaya gelince isteğin zerresi yoktur. 'Zerresi yok' demekle kendimize haksızlık etmeyelim. Yazdığımız bunca romanlar, makaleler, çıkardığımız dergiler içeriği bakımından ancak incir çekirdeğini doldurur. Kimimiz yazarız, kimimiz okuruz; okuyanlar tartışır, tartışanlar ise yazılanları unutur... Düşüncelerimiz geriye gitmemişse eğer, aynı yerde sayıyordur. Bildiğimiz çarpık yürüyen yengeç avını yakalar, çirkin turnabalığı işini pek güzel becerir, oysa bizim kanadı kırık güzel kuğumuz tünediği yerde o son ölüm şarkısını söyler, hem de hakkını yemeyelim, en acıklı, en dokunaklı sesiyle... Bizim aydınlar bol içkili bir şölene konmadıkları halde sarhoşluktan başları döner durmadan. Bizim yaşamdan aldığımız tat nedir ki? Daha doğrusu
Edebiyat
"Ne mi buyurulur? O konuda, benim diyeceğim şu ki, Kant, yeryüzünde kendi felsefesinden başka bir bilmeyen, çirkin, acınası bir yaratıktır. Fakat acınası biri de olsa, yaşamın gizlerini öğrenmek uğruna kendini kurban da etse, yaşadığını bile duyumsamadan yaşam boyu yalnız düşünle de kalsa gene Kant'tir o. Onun mutsuzluğu bizim için yararlı olmuştur; bize gurur, övünç vermiştir, insanların böylelerine gereksinmeleri vardır, işte bu yüzden ben böyle yaratıklara çarpık ruhlu diyemem. Birbirlerini yiyen örümcekleri gözlemlemekten büyük bir zevk alan, başkaca zevk aramayan bir insan olabilmek için önce Spinoza olmak gerekir. Zaten bu gibi bilge kişileri ben insandan saymam, sayamam... Böylelerinin akıl gücüne her zaman şaşmış, saygı duymuşumdur; öte yandan tek yönlü gelişmiş insan ideal insan değildir. Kantlar, Spinozalar son derece gelişmiş kafalar; Beethovelar ise şaşırtıcı bir erginliğe ulaşmış kulaklar, parmaklarıdır. Oysa dünyamızda uyumlu insan, aklı ile iç güdüleri bir bütünlük oluşturmuş sağlıklı insandır. Eğilimleri birbirini engelleyen değil; destekleyen, yaşamdaki olgulara karşı uyumlu bir duyarlık gösteren, dengeli bir varlık gereklidir bize. İstediğimiz insan yalnızca akıllı değil, iyi yürekli de olmalıdır; yalnız anlamakla kalmamalı, aynı zamanda her şeyi sezmeli, duyumsamalıdır"
Edebiyat
"Beyim, dikkat edin, özgür Rus düşüncesinin köleleri arasında bulunuyorsunuz!" dedi. "Tatar boyunduruğundan sonra özgür Rus düşüncesi çoktandır Rus insanının köleleşmiş zihninde filizlenmeye başladı. Şurada bulunanların hepsi de özgür düşüncenin zincirlerine vurulmuş olup, 'izm' lerin prangasında oturmaktalar ve gün geçtikçe zincirler ayak bileklerini daha çok sıkmaktadır. Bu durum kölelerin dilinde 'kendini yetiştirme' adını alır ve Rus aydınının en çok hoşlandığı uğraşısını oluşturur. Ben de aramızda gerçek beyin özgürlüğünün sadık bir uşağı olarak bulunmaktayım."
Edebiyat