"Ne mi buyurulur? O konuda, benim diyeceğim şu ki, Kant, yeryüzünde kendi felsefesinden başka bir bilmeyen, çirkin, acınası bir yaratıktır. Fakat acınası biri de olsa, yaşamın gizlerini öğrenmek uğruna kendini kurban da etse, yaşadığını bile duyumsamadan yaşam boyu yalnız düşünle de kalsa gene Kant'tir o. Onun mutsuzluğu bizim için yararlı olmuştur; bize gurur, övünç vermiştir, insanların böylelerine gereksinmeleri vardır, işte bu yüzden ben böyle yaratıklara çarpık ruhlu diyemem. Birbirlerini yiyen örümcekleri gözlemlemekten büyük bir zevk alan, başkaca zevk aramayan bir insan olabilmek için önce Spinoza olmak gerekir. Zaten bu gibi bilge kişileri ben insandan saymam, sayamam... Böylelerinin akıl gücüne her zaman şaşmış, saygı duymuşumdur; öte yandan tek yönlü gelişmiş insan ideal insan değildir. Kantlar, Spinozalar son derece gelişmiş kafalar; Beethovelar ise şaşırtıcı bir erginliğe ulaşmış kulaklar, parmaklarıdır. Oysa dünyamızda uyumlu insan, aklı ile iç güdüleri bir bütünlük oluşturmuş sağlıklı insandır. Eğilimleri birbirini engelleyen değil; destekleyen, yaşamdaki olgulara karşı uyumlu bir duyarlık gösteren, dengeli bir varlık gereklidir bize. İstediğimiz insan yalnızca akıllı değil, iyi yürekli de olmalıdır; yalnız anlamakla kalmamalı, aynı zamanda her şeyi sezmeli, duyumsamalıdır"