Melis

Melis
“Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, tümü değil.” Ulus Baker
Puan vermedi·120 syf.·
2020 95. kitabı
Jack London'dan okuduğum dördüncü kitap olarak kitaplığımda yerini aldı Vahşetin Çağrısı. Kitabın başkahramanı Buck, St. Bernard ve çoban köpeği kırması, melez bir köpek... Vahşi doğasından koparılıp insan eliyle evcilleştilmiş olan Buck, tekrar insan eliyle özbenliğine, içindeki vahşiye kavuşuyor. Fakat bu onun için kolay olmuyor. Yaşadığı evde bahçıvan yardımcısı tarafından kızak köpeği olarak satılmasıyla başlıyor onun vahşiye olan yolculuğu. Bu yolculukta insanların zorbalığana da maruz kalıyor, diğer köpeklerin hoyratlığına da... Hırpalanarak kendini korumayı, yeri gelince aç kalmamak için hırsızlık yapmayı, güçlü durmak ve hayatta kalabilmek için rakipleriyle savaşmayı, yeri gelince öldürmeyi ve ölmeyi de göze almak gerektiğini, dişe diş yasasını bunun vahşi hayatın bir şartı ve kuralı olduğunu kavrıyor. Bundan sonra Buck bu oyunu kurallarına uygun ve daha güçlenerek oynuyor. Evet Buck insan eliyle değişime uğruyor ve içinde bir yerlerde vahşi dürtüler onu doğaya sürüklerken bir yandan insana olan bağlılığından kurtulamıyor. Vahşi doğanın çağrısı ile insana olan bağlılığı arasında sıkışıp kalan Buck'un bu bocalaması , en sevdiği sahibinin ölümünden sonra kendiliğinden bitiyor. Ve Buck ruhunun derinliklerinde hissettiği vahşiye kavuşuyor. Kitapta Buck'un kavuştuğu vahşi dünyanın en güzel tanımı veya betimlemesi şu cümleler diyebilirim: “Vahşi dünyanın bir sabrı vardır. Yorulmak, bıkmak nedir bilmeyen bir sabır. Avının peşini bırakmayan bir sabır. Yaşamın kendisi gibi ısrarlı, dirençli bir sabır, örümceği saatler ve saatler boyu ağında kımıldamadan tutan işte bu sabırdır. Yılanı çöreklenip öyle oturtan bu sabırdır. Panteri kurduğu pusuda bekleten bu sabırdır. Bu sabır yaşamın sabrıdır. Hem de tuhaf bir çelişkisi vardır. Yaşam, hayat dolu varlıklara yine
Vahşetin ÇağrısıJack London · Can Yayınları · 201943,3bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·88 syf.·
2020 94. kitabı
Rainer Maria Rilke, bu şiir kitabında mistik iç dünyasını, tinsel öğelerle, metafizik bir akış içinde yazmış diyebiliriz. Aslında doğa ve doğaüstü varlıklar bir bütün veya karşılaştırma halinde aktarmış sonelere. Kitabın ismine baktığımızda sanki Rilke bu soneleri Yunan mitolojisinin ünlü ozanı ve talihsiz aşığı olan Orpheus'a ithaf etmiş gibi bir izlenim yaratsa da aslında Rilke bu şiirlerde Orpheus olmuştur. Ölümle, yaşamın iç içe oluşunu, doğa ile insanın bütünlüğünü, öteki dünyanın varlığını ve tanrıya seslenişini Orpheus kişiliğine bürünerek yapmıştır. Orpheus'un hikayesine baktığımızda kısaca şöyle özetlenebilir: Sevdiğini kendi hatası yüzünden kaybeden Orpheus, sevdiği kadının mezarında lir çalmış ve sevdiğine kavuşmak için Hades'e - ölüler diyarına- gitmeye karar vermiş ama yine yaptığı bir hata yüzünden kavuşamamış sevdiğine ve bu hüsran sonrası kadınları sevmez olmuş artık.. İşte bu sonelerdeki rüzgarın sesi aslında Orpheus'un lirinden çıkan seslerdir, doğa Orpheus'un lirini dinler ve bu ses karşısında suskunlaşır. Yine kuşlarda, kayalarda Orpheus'un şarkısı vardır. "SUSKUN dostu sayısız uzakların, hisset, soluğun nasıl da çoğaltıyor mekanı. Çatı kirişlerinin karanlığında asılı çanlar çalsın senin uğruna. Neyse seni kemiren, güçlü olur bu doyumdan da. Değişime bırak büsbütün kendini. Nedir senin en acı veren deneyimin? Şarap ol, içmenin tadı acı geliyorsa. Aş tüm sınırları bu gecede; sihirli güç ol düşüncelerinin yol ayrımında; anlamı ol garip karşılaşmalarının. Eğer seni bu yeryüzü unutursa, de ki sessiz duran toprağa: Ben akıyorum. Hızla akan suya da: Ben varım." Son sone en sevdiğim kısım oldu. Burada ve şiirin çoğu bölümünde bir akış hali ve bir değişim vurgusu dikkat çekiyor. Doğa ve buna ayak uyduran insan bir akış halinde, bir değişim
Şiir
Orpheus'a SonelerRainer Maria Rilke · Yapı Kredi Yayınları · 2014684 okunma
Puan vermedi·288 syf.·
2020 92. kitabı
Orhan Pamuk'un Sessiz Ev romanı yazarın 1983 yılında -darbeden üç yıl sonra- yayımladığı ikinci kitabıdır. Postmodern tarzda yazılan bu kitap darbenin kısa süre öncesini kapsamakta ve yazar dönemin o gergin havasını karakterlerin farklı dünya görüşleri ile okuyucuya yansıtmaktadır. Otuz iki bölümden oluşan Sessiz Ev romanı, İttihat ve Terakkî döneminden 1980 darbesi dönemine kadar olan 90 yıllık dönemi tek mekan üzerinden üç kuşağın kültürel, siyasi ve sosyal yaşantıları, düşünüşleri ve düşüncelerin şekillenişini her bir karakter üzerinden okuyucuya sunmuş ve bunu bilinç akışı tekniğini iç monologlara dökerek ve parçalı anlatımı kullanarak, birincil ağızdan beş anlatıcı karakter üzerinde yoğunlaştırmıştır. Yazar bu parçalı anlatım tekniği ile okumayı zorlaştırdığı noktasında olumsuz eleştirilere maruz kalmış fakat fikrimce bu yazım tekniği sayesinde karakterin düşünüş yapısını ayrıntılı bir şekilde anlatabilme imkanı bulan yazar, okuyucu ile karakter arasında da bir bağ kurabilme ve karakteri eleştirebilme şansı sağlamış bizlere. Bu çetrefilli yapısını ben sevdim diyebilirim. Bu bahsedilen üç kuşağa gelirsek eğer bu kuşaktan ilki Fatma (babaanne, büyükhanım) ve Selâhattin Bey; ikinci kuşak onların çocuğu Doğan ve eşi Gül; üçüncü kuşak Doğan ve Gül' ün çocukları Faruk, Nilgün ve Metindir. Diğer dikkate değer karakterler Recep ve İsmaildir. Bu iki karakter Selâhattin beyin evlilik dışı çocuklarıdır. Yine İsmail'in oğlu Hasan romanın sonunu belirleyen önemli karakter olarak karşımıza çıkıyor. Orhan Pamuk, kitaplarının çoğunda ele aldığı Batı-Doğu çatışmasını burada Selâhattin Bey karakteriyle işlemekte, bunu Fatma ve Recep'in geçmiş ve gelecek arasındaki iç monologlarında öne çıkarmaktadır. Sanırım en etkileyicisi Fatma ve Recep'in anlatıcı rolü üstlendiği bu
Edebiyat
Sessiz EvOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20248,6bin okunma