Ölmüş, kuru bir ağacın yanından geçiyordum. Aklım karışık ve bu karmaşaya kayıtsız denebilecek kadar durgundu. Akşam olmasına yakındı. Soğuk meltemin sesini hafiften duymaya başlamıştım. Yine de o ağacın altında biraz soluklanmak istedim. Fazla zamanım olmasa da elimde olmayan bir istek beni oraya itti. Yorgun şekilde kendimi toprağa attım. Aklımın az önceki durgun hali toprağa temasım ile bitmiş yerini yoğun bir ses curcunası almıştı. Burası ne kadar sessiz ve güzel dedim kendi kendime. Ölmüş bir ağaç ve güneşin kalanlara elvedası. Ne kadar hoş görünüyor her şey buradan. Arkamda giden, önünde kalan. Birbirimizin geçmiş ve geleceği oluyoruz. Yanıp biten kibriti ışığını bize yansıtan güneş her gidip geldiğinde bir adım daha atıyoruz. Ne kadar güzel ve korkutucu. Tüylerim diken diken oldu. Kendi kendime güldüm bunları söylerken. Aklım bu kadar fazla düşünürken gece olduğunu ve güneşin artık gittiğini gördüm. Ağaca baktım. Görüşürüz kiminin geçmişi kiminin geleceği dedim ve beni bekleyen bucağı belirsiz yoldan koşarak uzaklaştım.