Muhammed mert

Cahili toplumlar, fanatik toplumlardır. Bir kabilenin parçasıysa kabileye, bir ırka mensupsa ırka, bir partiye destek oluyorsa partiye, bir cemaate tabiyse cemaate, bir takım tutuyorsa takıma... gözü kapalı tabi olur. Ondan olan iyi, ondan olmayan kötüdür. Onların her yaptığı doğru onlardan olmayanın her yaptığı yanlıştır. Çünkü cahiliye toplumunda bilinç yoktur. Cahiliye bir duygusallık toplumudur; öfkeli ve mutaassıptır. Cahiliye toplumu, insanı değersizleştiren zan, hayvani güdüler ve öfke arasında savrulmaktadır. Cahiliye toplumu bir slogan toplumudur. Çoğu zaman avurtlarını şişirerek attığı sloganların ne anlama geldiğini dahi bilmez. Tepeden tırnağa ABD giysileri, teknolojileri ve zihniyetiyle kuşanmışken "Kahrolsun ABD" diye slogan atabilir örneğin... Bu nedenle cahili toplumlarda iyiler ve kötüler sloganlarla, deyimlerle, özlü sözlerle "tablet" haline getirilmiştir. Hapı yutan program yüklenmiş gibi; "iyileri" dost, "kötüleri" düşman edinir.
Reklam

Muhammed mert

, bir kitap okudu
9/10
·160 syf.·
2025 27. kitabı
Sabiha Ateş Alpat
9.2/10 · 59 okunma

Muhammed mert

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
2025 26. kitabı
Sabiha Ateş Alpat
9.1/10 · 1.126 okunma
Bir âyetin veya zaman-mekân birliği bulunmayan bir sûrenin belirli bir yere yerleştirilmesinin ifade ettiği anlam çok daha önemlidir. Cibrîl'in (a.s) âyeti indirmesinden sonra Rasûlullah (s.a), o âyetin veya âyetlerin hangi sûreye, hangi âyetinden sonra yerleştirileceğini bildirirdi. Şu halde, inen âyet, nerede ve ne zaman indiğine hiç bakılmaksızın Levh-i Mahfûz'da kendisi için belirlenmiş olan yere yerleştirilmekteydi. Ayrıca o âyetin -her ne kadar aynı zamanda nâzil olmamışsa da- yerleştirildiği sûre ile yakın bir irtibatı bulunmaktaydı
Doğrusu biz Allah Teâlâ'nın, Muhakkak ki Allah, rezzāk O'dur, metin kuvvet sahibi O'dur (Zâriyât/58) kavlini okurken hemen, "Bunda şüphe mi var?!" der, "Allah'tan başka rızık veren var mıdır?" diye söyleniriz. Bunu huzur, emniyet ve güvenli rızık konusunda rahatlıkla söyleriz de, rızkımızın kesileceğini hissettiğimiz veya ileride biraz sıkılacağımızı anladığımız zaman hemen bu inancımız sarsılır ve yıkılmaya başlar. Ve o zaman her şeyi unuturuz. Zannederiz ki, rızkımız insanlardan birinin elindedir. Halbuki bizi sıkıntıya düşüren O'dur. Fakat saygınlığımızı unutur, falancaya, rızkımızı kesmemesi için yalvarmaya başlarız. Sonra kendi kendimize sebeplere sarıldığımızı zannederiz. Niçin? Niçin bu? Çünkü biz, Kur'ân'ın bu hükmü doğrultusunda terbiye edilmemişiz... Biz bu hükmü yalnızca okumuşuz... Sadece zihnimizde yer etmiş... Ve bunun normal olarak insanın bir anda kavrayacağı bir şey olduğunu, daha çok bilgi ve sü-rekli tekrar gerektirmediğini zannetmişizdir. Hayır, kesinlikle değil... Bu bir terbiye meselesidir...
Reklam