Bir inancın önemli bir parçası, solup gidiveren ve ölümlü bireysel hayattan daha kalıcı bir şeye, sürekli, zamanın yıpratıcı etkisine dirençli, hatta belki de ölümsüz ve ebedi bir şeye değer yatırımıdır. Bireysel ölüm kaçınılmazdır, fakat hayat sonsuzlukta bir yer oluşturmak ve kazanmak için kullanılabilir, hayat bireysel ölümlülüğün aşıldığı, hayatın bıraktığı izin tamamen silinmediği bir tarzda yaşanabilir. İnanç ruhsal bir mesele olabilir, ama onu muhafaza etmek için dünyevi olana demirlemek gerekir, onun bağları gündelik hayat deneyiminin derinliklerine uzanmalıdır.
İnsanlığın en büyük kazançlarından ve uygar toplumun kazanımlarından biri olan refah devletinin geleceği etik seferin cephe hattında yatar. Bu sefer kaybedilebilir; bütün savaşlarda yenilgi riski vardır. Ne var ki onsuz hiçbir çabanın başarı şansı yoktur. Akılcı tezler çare olmaz; dürüstçe ifade etmek gerekirse, kardeşimizin bekçisi olmamız, hizmet vermemiz, ahlâklı olmanız için hiçbir "makul sebep" yoktur ve fayda yönelimli bir toplumda, faydasız ve işlevsiz yoksulun ve işsizin mutlu olma haklarına ilişkin akılcı kanıtlar hesaba katılamaz. Evet, itiraf etmeliyiz ki, sorumluluk üstlenmek, hizmet vermek ve ahlâklı olmak konusunda hiçbir "makul sebep" bulunmamaktadır. Ahlâkın tek destekçisi ahlâkın kendisidir: İnsanları daha zengin ve şirketleri daha kârlı hale getirmeyecek olsa da, hizmet etmek ellerini yıkayıp gitmekten, mutsuz olan ötekiyle dayanışmak kayıtsız kalmaktan daha iyidir; yani ahlâklı olmak tamamen daha iyidir.
Bugün kutlamakta olduğumuz, yüz yaşındaki sorumluluk üstlenme kararımız, bir toplumun kalitesini o toplumun etik standartlarıyla ölçme kararıdır.
Güvenliksiz özgürlük, özgürlüksüz güvenlik durumunun getireceğinden daha fazla mutsuzluğa yol açar. Kaçınılmaz biçimde kısmi bir fedakârlığı gerektirdiği için, ikisi arasında uzlaşma da mutluluğun bir garantisi değildir. İnsanlar hem özgürlüğe hem de güvenliğe ihtiyaç duyarlar ve birinden fedakârlık bir acı sebebidir. Ama fedakârlıktan kaçılamaz ve dolayısıyla mutluluk dürtüsü düşkırıklığı olmak durumunda kalır. Freud ısrarla şunu belirtir: mutluluk "doğası gereği yalnızca kısa dönemli bir görüngü olarak mümkündür... Yapımız icabı yalnızca karşıtlıklardan yoğun bir zevk alabiliriz, sürekli durumlardan aldığımız zevk ise pek azdır.
Sen bir insan arıyorsun. Yüreğin sızısını ve varoluşun ürpertisini yüklenecek bir arkadaş. Ruhun uçurumundan aşağı birlikte kendini boşluğa bırakacak bir yaren. Istırap meyhanesinde kalp tokuşturacak bir sarhoş. Aynı hamurdan ve aynı çamurdan yoğrulduğun parçanı arıyorsun.