Uzatmayayım kardeşlerim. Uzak durmak lazım. Mesafe iyidir. Tecrübeyle sabittir. Beşinci dubleye geçtiğim için bir filozof aforizması mı yoksa şarkı sözü mü olduğunu bilmediğim ve şu an aklıma gelen şey özetliyor işte hal-ü pür mealimi:
"Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli..."
Doğalgaz faturasının üstündeki Maliye Bakanlığı logosunu sana benzettiğimde delirdiğimi anladım. Ve biraz içim rahatladı. Artık kimse bir şey yapamazdı bana, kimse üzemez, kimse zarar veremezdi. Kanunun ve Tanrı'nın verdiği yeni yetkiye dayanarak bağıra bağıra sevebilirdim artık seni. Çünkü deliler ve çocuklar her ne halt ederlerse etsinler bir şekilde bağışlanırlardı ve ben artık çocukluk treni çoktan kaçırdım diye hayıflanmayacaktım....
Bizim hikayemizin ilk çeyreği, onu suçlayıp durmamla geçti. Durup durup neden diye soruyordum kendime. Neden? Beni neden sevmiyor? Sevmiyor madem, neden çekip gitmiyor? Bütün bu bir araya gelememeler yan yana olamamalar neden? Kafamın içinde milyon tane nedenle, çok geceyi sabah ettim gözümü bile yummadan...
Derken, onun bu halini kabullenip, zehirli "neden" sorularını kendime yöneltmeye başladım. Sen neden bırakıp gitmiyorsun peki? Değer mi bütün bunlara? Neydi ki onda olup da başka hiç kimsede bulamadığın, seni görünmez zincirlerle kendine bağlayan şey? En az birinci çeyrektekiler kadar yıpratıcı bir sürü 'neden namlusunu" dayayıp kafama, elimde şarap şişesi, çok sabahladım kenar mahalle parklarında, hiçbirinizin haberi olmadan...