gamze arslan

Puan vermedi·470 syf.··
2020 28. kitabı
Süreyya Hanım ın romanı beni beklediğimden çok daha fazla etkiledi. Kendisi sayısal bir dersin öğretmeni olmasına rağmen çok akıcı yalın ve edebi bir dille yazılmıştı roman, nasıl bitti anlamadım. Yeri geldi gülümsetti yeri geldi hüzünlendirdi. Bittiğinde ise bana çok fazla şey kattı. Böyle dik duruşlu, savaşçı ruhlu, inançlı, pozitif bir anneyi tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Eğer bu kitabı okuduktan sonra İnci benim kardeşim olsaydı ona olan sevgim ve anlayışımda bir değişiklik olmazdı, ilk durumda da onu çok fazla seviyor olurdum. Ancak inancım artardı çaresiz hissettiğim zamanlarda aklıma Süreyya Hanım gelir ve ondan güç bulurdum. Karşılaşabileceğim olası durumlarla çoktan karşılaşılan (doktor hatası, bilinçsiz insanların tavırları vb.) Cennetin Bir'İnci Günü romanı bir nevi benim yol göstericim olabilirdi. Süreyya Hanım için eşi Uğur Bey ve ailesinin güzel telkinleri ve destekleri de çok önemliydi. O yüzden bunu aile içinde sağlamaya ve aileme bu konuda destek olmaya çaba gösterirdim. Süreyya Hanım ın İnci den sonra karakterinin, hayata bakışının ve duruşunun değiştiğini, geliştiğini düşünüyorum. Anladım ki bende ne kadar okursam okuyayım, araştırırsam araştırayım Süreyya Hanım gibi ancak onunla birlikte gelişip, onunla birlikte büyüyebileceğim. Muhtemelen bende ilk başta onlar gibi bu duruma üzülürdüm. 'normal' olarak adlandırılan(!) bizler için bile eğitim sistemi zorlu ve yetersizken nasıl İnci için en iyisini yapabilirim diye endişelenirdim. Korkularım kaygılarım olabilirdi anın sıcaklığıyla, ancak daha sonra Süreyya Hanım gibi bunları geride bırakır, mücadeleci bi tavır takınır bunun üzülecek bir şey olmadığını hatta cennetin birinci günü olduğunu fark ederdim. Süreyya Hanım ın bu kadar hızlı toparlanıp böyle emin adımlarla
Cennetin Bir’İnci GünüSüreyya Ülkü Güler · Arkadya Yayınları · 2017485 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·184 syf.··
2020 17. kitabı
Birey ve Toplum İnsan doğanın ağırşartlarından korunmak için kendine bir toplum kurar ve sonrasında doğayı özler. Ancak topluma bağımlıdır. Yalnızlıktan korkmasına rağmen iç dünyasında yalnızdır ve özgür olma isteği vardır. Içlerinde savaşla ilgili içgüdü taşımayan insanlık maden toprak gibi şeyler için savaşmışlardır ve savaş insana beraberinde politikayı getirmiştir. Toplumların başında herhangi bir yönetici bulunmuyorken savaş yüzünden yine savaşı yönetecek birine ihtiyaç duyuldu ve daha sonra bu kişi tolumun tamamını her zaman yönetmeye başladı. Sonrasında meydana gelen yasalarla topumu kendilerine bağlamayı başardılar. Toplum büyüdükçe olumsuzluklarda artmıştı ve yasalar oluştu statü,saygınlığa göre göreceli cezalar oluşturuldu. Başlarda toplumdan ayrı düşünülemeyen insan ekonomik bağımsızlığını alınca bireyselleşmiştir. Kuşaktan kuşağa toplum normları aktarılır, gelenek görenekler meydana gelir. Normlar kişiyi korur ancak kendini gerçekleştirmesini engeller. Doğaya eş değer görülen teknoloji hız kazanmış, insanı kendine bağlamış ve zaman ilerledikçe zararı faydasını geçmiştir. Bir nevi insan doğadan ayrılıpkendisonunu kaleme almıştır. Teknoloji nedeniyle artık geri dönüşü olmayan zararlar almıştır dünyamız. Çoğu toplum yaşama tarzı nedeniyle iyi ve kötü olarak karşıt tepki geliştirmiştir. Çağdaş toplumlarda insan kendi gibi olabiliyorken geleneksel toplumlarda insana şeklini çevresi verir. Insan değişime ayak uydurur ancak onun da bir sınırı vardır. Bu sistem doğaya olduğu gibi insana da zarar verir. Çağdaş dönemde ilikiler değişmiştir insan kendini kormak ister ve bu yüzden savunma mekanizmaları geliştirir. Anne-Baba ve Çocuk Dünya da doğduğunda aciz olan tek yavru insan yavrusudur ve doğduğunda ailesinin tavırları üzerinde oldukça etkilidir. Bebek için
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,5bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2020 2. kitabı
FREUD DÜŞÜNCESİNİN BÜYÜKLÜĞÜ VE SINIRLARI Spinoza, Marx, Hegel, Sokrat gibi düşünürler gerçeği kurtuluşun tek yolu olarak görüp akıllarına uyarak yaşamışlardır. Freud ise gerçeğin bilinçli düşüncede olmadığını, düşünülmek istenmediği için biliçaltına bastırıldığını öne sürmüştür. 'İnsan bastırma olayını yok ederse iyi olur' der. 1.BÖLÜM:BİLİMSEL BİLGİNİN SINIRLILIĞI Freud'un düşünce sistemini anlamak zorunlu yanlışları anlamaktan geçer. Yanlışların sebepleri de yeni düşünce ve kısıtlayıcı sınıflamanın çelişkisidir. Düşünürün teorisi çağın ruhuna uygun olmalıdır. Her toplumun kendine ait toplumsal süzgeci vardır. Süzceçten geçmeyen şey söylenmeyen düşünce olarak kalır. Düşünür çok uğraş verirse düşünce kabul görüp toplumda kendine yer bulabilir. Insanlar sadece toplumsal gerçeğin saptırılmadan tanınabildiği toplumda aklını kullanıp gerçeği saptırmadan söyleyebilir. Gerçek tarihe bağlı değişken ve görecelidir. Freud açısından 'düşünülemez' dolayısıyla 'aşılamaz' gerçekleri iki maddede toplamıştır Fromm. Ilki; Burjuva materyalizmi teorisi yani maddesiz güç, güçsüz madde olamayacağını savunur. Freud da bu akımın etkisinde kalmıştır. Bu nedenle fizyolojik nedeni olmayan ruhsal etkileri anlayamadı. Hedefi insana özgü tutkuları anlayabilmekti. Ancak fizyolojik ve psikoloik ilişkinin belirgin olduğu olayı gözlemledi yani cinselliği. Ikincisi; Freud un ataerkil-otoriter burjuva bakış açısından kaynaklanır. Kadın-erkek eşitliği ve erkeğin birçok yönden üstün olup bunu egemenlik aracı olarak kullanmaması imkansızdır der. Freud un ait olduğu sınıfın düşünce biçimlerini sisteminin heryerinde görebiliriz. Freud un terapisinin hedefi denetlenemeyen güdüleri derine inerek denetlemekti. Güçlü azınlık güçsüz çoğunluğu yönetiyorsa insan psişesi için de aynı şey söylenebilir. Freud a
Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve SınırlarıErich Fromm · Say Yayınları · 2016243 okunma
9/10
·170 syf.··
2020 3. kitabı
Kamptaki tutsaklar için bir statü farkı ve mücadele mevcuttu. Çalışamayacak olan mahkumlar gaz odalarına gönderiliyordu bunu seçme sırasında rekabet meydana geliyordu. Ailesini tekrar görebilmek, eski mutlu huzurlu hayatına tekrar kavuşma isteğiyle herkes kendinin ve arkadaşının dışında birisinin gitmesini istiyordu. Kopa yani ayrıcalıklı tutuklularda da aynı şey görülüyordu. Sadece ahlaki değerlerini yitirenler uzun süre yaşayabiliyordu. Frankl demir yolunda 104 numarayla çalışıyordu. Mahkumlara numaralarıyla hitap ediyorlardı. Kurtulan mahkumlar incelendiğinde kamptaki ruhsal durumun üç adet aşamadan oluştuğu görülür. Ilki kampa giriş evresidir. Bu evrede şok söz konusudur ve ilk başlarda intihar etme isteği fazladır sebebi ise ölümle burun buruna olmalarındandır. Sonra ki aşama uyum dönemidir bu dönemde mahkum acılara, işkencelere duyarsız, tepkisiz kalmaktadır. Çevresinde ne kadar acı yaşanırsa yaşansın kişi sanki çok normalmiş gibi karşılar bunu sebebi ise kişinin kendine duvar örmesi ve korumaya çalışmasıdır. Diğer erkek toplulularından farklı olarak burada cinsel bir açlık söz konusu değildi çünkü giderilmesi gereken daha öncelikli ihtiyaçları vardı. Insanlar öngörülebilir bir şekilde dine yönelmişlerdi. Bu denli ölümle burun buruna bir yerde bile mizah vardı, daha yaşanabilir bir yer olması için de mizahın olması da gerekirdi zaten. Mahkumların duygu yitiminin birçok sebebi vardı; uykusuzluk, açlık, aşağılık kompleksi, sinirlilik vb. Kopalar, aşçılar gibi statüsü yüksek olanlarda aşağılık kompleksi görülmüyor hatta bu durumun tam tersi görülüyordu. Umutsuzluk ölüm için büyük bir etkendi. Frankl mahkumlarla umutsuzlukları ile ilgili konuşup onları tekrar hayata bağlamaya çalışmıştır. Son aşama da özgürlükle birlikte gelen ruhsal durumdur. Özgürlük
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,4bin okunma